Milletçe iyice kamplaştık dostlar. Farkında mısınız? Herkesin ait olduğu, veya kendini ait hissettiği bir grup var. Kendini o grubun bir parçası olarak tanımlıyor. Bireysel özellikler ikinci plana atıldı sanki.

Kamplarımız net ve keskin çizgilerle ayrılmış durumda. Ve bu gruplar kendi içlerinde güçlü olabilmek için diğerlerini kötü, hain veya en azından işe yaramazlar olarak tanımlıyor. Mesele konsolidasyonu sağlamak tabi. Kendi iç birliktelikleri uğruna rakip gördükleri kesimlere bilerek (ve aslında inanmayarak) çamur atıyorlar. Bilerek derken elebaşıları biliyor, müritleri değil. Zaten temel sorun da bu galiba.

Mesela futbolda Fenerbahçe ve Galatasaray gibi. Hoş şimdilerde iki büyük takım daha katılıyor rekabete ama onlar henüz idmansızlar. Isınacaklar daha…

Yanyana maç seyretmeyi bir yana koyun rakip formalı taraftarı sokakta tartaklamak normal oldu bu ülkede. Tam akıl tutulması.

Siyasette de durum böyle. Akp ve Yeni Parti tamamen kamplaştılar. Diğer partiler de daha çok yandan destekliyorlar bu iki kutuptan birini. Tabi yüzde elli artı bir gibi siyaseti ve toplumu kamplaştıran bir seçim sistemimiz var. Ve tek başına ayakta durmak imkansız. Siyasi parti olarak bir tarafı tutacaksınız sizde. En azından Cumhur Başkanlığı seçiminde.

Çok şükür ki Türk/Kürt, Sünni/Alevi gibi toplumu parçalayacak kamplaşmalar yaşamadık. Hala da yaşamıyoruz.

Bu iyi tarafımız.

Ve sanki grubu biz seçmezsek, yani doğuştan bir kampa mecburi üyeysek, işi çok da büyütmüyoruz. Biraz memleketli ayırımı yaparız ama o da çok önemli değildir. Kendi seçimlerimizin daha çok peşindeyiz. Herhalde seçtiğimiz tarafı bırakmak ihanet gibi geliyor bize. İkna edilmemiz zor.

Tabi bir de bu kampların kesişim ve birleşim kümeleri var. Biliyorum bir an matematik dersleri geçti aklınızdan ama kolay bir terimden bahsediyorum. Mesela Yeni Partili ve Fenerbahçeli birisi olarak, yine Yeni Partili bir Galatasaray taraftarı mı size yakındır, yoksa Akpli bir Fenerli mi? veya tam tersi ? Ama içten cevap verin ki gerçek aidiyetiniz ortaya çıksın. Hangisi daha ağır basıyor anlayın. Sosyal medyada izleyebildiğim kadarıyla bu sorunun cevabı çok net değil.

Ciddiyim. Takımdaşlık ve forma aşkı çok şeyin önüne geçebiliyor bu toplumda.

Fanatik derecede hem de.

Sonuçta bu aidiyet duygusu rekabete, rekabet de güçlü bir rakibe ihtiyaç duyar. Onlar güçlü olacak ki biz daha da güçlü olalım hırsı.

Ve bu hırsın bize getirdiği akıl dışı sonuçlar… Örnek mi? Takımlarımızın bu sezon için yaptığı transferler harcamaları. Ekonomimiz yerlerde sürünürken ödenen astronomik rakamlar. Şapkayı önümüze alıp sakince düşünsek bu saçmalığı fark edeceğiz. Ama hırslarımız ve rekabet duygumuz engel oluyor.

Şimdi kendimize bazı sorular soralım; adaletli olmak, dürüst olmak ve en önemlisi tepedekiler tarafından kışkırtılmamayı öğrenmek gerekmiyor mu?.

Hem siyasette hem de başka alanlarda kendi kampımızı da arada sorgulamak gerekmiyor mu?

Bu rekabet hırsını dizginlemek gerekmiyor mu?

Bizim bulunduğumuz kampın dışında kalanlar da bizim insanlarımız değil mi?

Yani demem o ki, kendi içimizde çok enerji harcıyoruz bu rekabetlere. Ülkemizin geleceği için hepberaber hareket etme, ileri gitme yolunda hep yaya kalıyoruz.

Enerji kalmıyor.

Bunu bir düşünsek mi acaba?