Takvim Eylül diyor. Termometre umursamıyor. Hala 38 derece. Meteoroloji "kritik uyarı yok" diyor.

Sokaktaki her yüz zaten kendi başına bir uyarı.

Bu şehirde sonbahar sadece bir kelime.

Doğa haberi almamış.

Okullar henüz açılmadı.

Ama şehir çoktan okul moduna geçti.

Kırtasiyeler dolu.

Formalar dikiliyor.

Çanta, kalem, defter derdi her evde.

En çok da birinci sınıfa başlayacaklarda telaş var.

Anne baba heyecanlı, çocuk daha heyecanlı.

Bir yandan da bu sıcakta okula nasıl alışacak, o kaygı.

Serinlemeyi bekleyen bir şehir, bekleyen bir kalabalık.

Deniz kıyısında başka bir film oynuyor.

İnsanlar hala plajlarda.

Turistler fotoğraf çekiyor: "ne güzel tatil beldesi."

Onun için burası hâlâ cennet.

Yerli için mesele başka.

Okul hazırlığı başladı.

Mesai düzeni geri geliyor.

Trafik yavaş yavaş kalabalıklaşıyor.

Ama güneş hiç gitmedi.

İki takvim var bu şehirde.

Turistin takviminde tatil sürüyor.

Yerlinin takviminde hazırlıklar başladı.

Aynı güneş.

Aynı şehir. İki ayrı gerçek.

Elektrik şirketleri de boş durmuyor.

Bir sürü ilçede planlı kesinti.

Gerekçe: bakım, onarım.

Klima ihtiyacı tavanda.

Mesaj net: "bugün idare edin."

Bu şehrin mizahı kendini yazıyor.

Bize sadece not almak düşüyor.

Kaş'ta orman yangını çıktı.

İki saatte söndürüldü.

Ekipler hızlı, bunu takdir edelim.

Ama bir soru var:

Eylülde hâlâ orman yangınıysa konu, "yaz bitti" demek için biraz erken.

Peki ders ne?

Belki yeni bir mevsim lazım.

Ne yaz, ne sonbahar. Adı olsun: güz-yaz.

Resmi olsun. Okullar açılsın, ama koridorlar gölgeli olsun.

Turizm sürsün, ama yerliye de "sıcak izni" çıksın.

Mizahımız bari gerçeğe yakın dursun.

Sonuçta alışkanlık oldu bu şehirde.

Hava durumunu okumuyoruz.

Tahmin ediyoruz. Ve genelde tutuyor.

"Bugün de sıcak olacak" demek kehanet değil.

Sadece gözlem.

Asıl haber de bu zaten. Antalya'da sürpriz bitti.

Kalan tek şey derece farkı.