Avrupa’nın haber siteleri ‘İspanya'da konut krizinin sembolü haline gelen yaşlı kadın evine dönebilecek’. haberini ön plana çıkarmış. Yani şu gösteriyor ki, hak tek başına aranınca bu kadar etkili olamıyor.
Ne olmuştu bir hatırlayalım…
87 yaşındaki Maricarmen Abascal, 23 Eylül'de 70 yılı aşkın süredir yaşadığı dairesinden zorla sedyeyle çıkarıldı. Tahliyeden sonra hastaneye kaldırıldı.
Olay İspanya genelinde büyük öfkeye yol açtı…
Olay ülke çapında protestolara neden oldu. ve Cumartesi günü Madrid'de on binlerce insan, tahliyeye karşı çıkmak ve konut kıtlığı ile hızla yükselen kiralar için koruma talep etmek amacıyla yürüyüş düzenledi. Ve İspanya'daki konut krizinin sembolü haline gelen, dairesinden çıkarılan yaşlı ve engelli kadın, tepkiler sonrası Madrid'deki evine geri dönüyor.Başbakan Pedro Sanchez, Salı günü yapılacak kabine toplantısında konut sorununa yönelik önlemler alınacağı sözünü verdi.
İspanya'dan gelen bir görüntü, aslında yalnızca konut sorununu değil, toplum olmanın ne anlama geldiğini de düşündürüyor.
87 yaşındaki, engelli Maricarmen Abascal'ın uzun yıllardır yaşadığı evinden tahliye edilmesi üzerine başlayan toplumsal tepki, kısa sürede geniş bir dayanışmaya dönüştü. Mahalle örgütleri, kiracı hareketleri, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar bir araya geldi. Bireysel bir mağduriyet, ortak bir hak mücadelesine dönüştü.
Beni asıl düşündürense, Türkiye'de aynı sorunları yaşayan milyonlarca insan neden çoğu zaman yalnız kalıyor?
Bugün kira fiyatları, konut maliyetleri, emekli gelirleri ve yaşam giderleri milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor. Gençler ev kurmakta, emekliler kiralarını ödemekte, çalışanlar gelirleriyle barınma giderleri arasında denge kurmakta zorlanıyor.
Fakat çoğu zaman bu sorunların karşısında örgütlü bir toplum yerine, tek tek hayatta kalmaya çalışan bireyler görüyoruz. Kiracı- evsahibi birbirine düşüyor fakat sorun bireysel değil. Toplumsal bir mesele, sistem sorunu.
Biz, “Ben bir şekilde hallederim.”
“Evimi değiştiririm.”
“Borçlanırım.”
“Ek iş yaparım.”
‘’Mahkemelerde işi sonuna kadar uzatırım, birkaç sene kazanırım’’ diye düşünüyoruz. Kendi çözümlerimizi üretiyoruz.
Belki de en büyük sorun burada başlıyor.
Çünkü bireysel çözüm arayışı, toplumsal sorunun üzerini örtebiliyor.
Oysa kira artışı yalnızca kiracının ya da ev sahibinin neden olduğu bir sorun değil.
Barınma hakkı yalnızca ev arayan gencin meselesi değildir.
Emeklinin geçim sıkıntısı yalnızca emeklinin problemi değildir.
Beyaz yakalı da ev bulamıyor, işçi de.
Bunların hepsi toplumun ortak meseleleridir.
Peki neden birlikte hareket etmekte zorlanıyoruz?
Bunun tek bir cevabı yok. Aslında pek çok cevabı var…
Kurumsal güvensizlik, toplumsal kutuplaşma, örgütlenme kültürünün zayıflığı ve “nasıl olsa bir şey değişmez” düşüncesi insanları ortak mücadeleden uzaklaştırabiliyor.
Bir başka sorun da !
Biz çoğu zaman hakkımızı aramayı başımıza iş açmakla eşdeğer görebiliyoruz.
Oysa demokratik toplumun temel unsurlarından biri, vatandaşın hakkını bilmesi ve bunu hukuk içinde, örgütlü ve barışçıl yollarla talep edebilmesidir.
Üstelik bunun için herkesin aynı siyasi düşüncede olması gerekmiyor.
Kira sorunu sağcının da solcunun da sorunudur.
Barınma ihtiyacı gençlerin de emeklilerin de ortak ihtiyacıdır.
Temiz çevre, güvenli kent ve insanca yaşam hakkı hepimizin hakkıdır.
Türkiye'nin yeniden hatırlaması gereken şey tam olarak,’ farklı düşünmek, ortak sorunlar karşısında birlikte hareket etmeye engel değildir.’ Dir.
Bir mahallede birkaç kiracının bir araya gelmesi, bir yurttaş platformunun kurulması, bir kent konseyinde konunun gündeme taşınması, bir sivil toplum kuruluşunun meseleyi görünür kılması küçük adımlar gibi görünebilir.
Ama toplumsal değişim çoğu zaman böyle başlar.
İspanya'daki örneğin bize verdiği en önemli mesaj belki de bir tahliyenin durdurulmasından daha büyük.
“Benim sorunum” dediğimiz meselelerin bir bölümünün aslında “bizim meselemiz” olduğunu fark etmek.
Çünkü toplum yalnızca aynı şehirde yaşayan insanların toplamı değildir.
Toplum, ortak sorunlar karşısında birbirinin yanında durabilen insanların oluşturduğu dayanışmadır.
Ve belki bugün kendimize sormamız gereken soru şudur…
Hakkımızı aramaktan mı korkuyoruz, yoksa birlikte ararsak gerçekten değişebileceğine inancımızı mı kaybettik?