Katliamın dini, dili, ırkı olmaz. Katliam katliam, vahşet ise vahşettir. Hele ki, sizin soyunuzdan gelen insanların katledilmesi hiç kuşku yok ki, daha da acıdır. Irak’ın İngiliz işgali sonucu Türkiye’den ayrılmasından sonra Türkmenler, İngiliz mandası olarak kurulan Irak’ın vatandaşları statüsünde kaldılar.
Türkmenlerin değişik tarihlerde maruz kaldıkları tedhiş ve sindirme ve sindirme olayları arasında 14 Temmuz 1959 tarihinde yaşanan Kerkük Katliamı, sahneye konuş biçimi ve uygulanan vahşet çeşitleri açısından en korkuncu sayılır.
Türkmenler, yaklaşık 1200 yıldır Irak topraklarında varlığını sürdürmektedir. Bu zaman zarfında özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde oldukça önemli görevlerde bulunmuşlardır. Bu çalışmada, 14 Temmuz 1959 yılında gerçekleşen Kerkük katliamının sonuçları korkunçtur.
1918 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi ile birlikte bölgede İngilizler söz sahibi olmuş ve Türkmenler için zorlu sürecin başlangıcı bu tarihlerde başlamıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında İngilizler tarafından baskı gören Türkmenler, 1958 yılında cumhuriyetin ilanı ile farklı ideolojilere mensup gruplar tarafından düşman olarak görülmüştür. Sürgünde olan Kürt lider Mustafa Barzani’nin Irak’a dönmesi Türkmenler için zor günlerin habercisi olmuştur. Bir grup ise Türkmenleri “Turancılık ve Türkiye’ye Casusluk” gibi aslı olmayan kavramlarla suçluyorlardı.
Katliama dair merak edilenlerin başında “Acaba katliam engellenebilir miydi?” sorusu vardır. Irak hükümetinin üzerine düşen görevi yerine getirip getirmediği konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. Bir diğer önemli nokta ise katliamın kimler tarafından ve hangi amaçla yapıldığıdır. Irak Komünist Partisi ve Barzani taraftarlarının bu noktada suçları birbirinin üzerine yıkması tartışmayı alevlendiren noktalardan biri haline gelmiştir. Türkiye’nin ise katliam karşısında nasıl bir tavır takındığı ve politikalarının bölgedeki Türklere etkisinin ne olduğu incelenecektir. Katliamın 63. yılında Kerkük’te yaşayan Türkmenler olayın travmasını hala atlatamamış ve Irak devletine güven konusunda tereddütleri bulunmaktadır. Bu travma etkisinin ise nesilden nesile aktarımının yüksek ölçüde olması muhtemeldir. Bunun en büyük sebebi ise katliamın devlet tarafından engellenebileceği düşüncesi ve olaylara müdahalenin çok geç olmasıdır. Bu bağlamda Kerkük katliamının aktörleri, katliam öncesi ve sonrası, katliama dair uluslararası tepkiler, katliamın amacı ve sonrasında meydana gelen psikolojik sonuçlar ortadadır. 70 kadar ev ve işyerinin yağmalandığı olaylarda, emekli Albay Ata Hayrullah, emekli doktor Albay İhsan Hayrullah, Kasım Neftçi, Selahattin Avcı, Mehmet Avcı, Cahit Fahrettin, Osman Hıdır, Emel Fuat, Cihat Fuat, Nihat Fuat, Nurettin Aziz, Abdullah Beyatlı, İbrahim Ramazan, Abdulhalik İsmail, Hasip Ali, Cuma Kanber, Kazım Abbas Bektaş, Şakir Zeynel, Hacı Necim Muhammed, Enver Abbas, Adil Abdulhamit, Züheyr İzzet, Fethullah Yunus, Kemal Abdulsamet ve Seyit Gani Nakip yaşamlarını yitirdiler.