Merhaba, Çocukluk alışkanlığı olsa gerek, yolda yürürken ya da bir iş yaparken şarkılar mırıldanırım. Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman neşeli ama hiçbir zaman bilmem ilk hangi şarkıyı mırıldandım.
Bugünlerde MFÖ’nün “ gözyaşlarımızı bitti mi sandın? “ adlı şarkısının mısraları arasında dolanıyor mırıldanmalarım. Günler günlerin ardından seni unutmak mecburiyetindeyim! Diye devam eder gider sözler şarkının ritminde. Unutmanın zorla ya da durum gerektirdiği için mecbur bırakılma hali ne acı değil mi? Ve bitmeyen gözyaşları tabi ki!
Günler günleri kovalarken bilim adamları dünyanın dönme hızının 2020 yılından itibaren, beklenmedik bir şekilde artarak hızlandığını söylüyor. Aslında bu hızlanmayı bilim adamları ve benim gibi birkaç meraklı dışında kaç kişi umursuyor bilmiyorum. Dışarıda tüketim çılgınlığına kapılmış, egoları tavan yapmış insanlar mı? Hiç zannetmiyorum…
Dünya hızlandı, saatler zamana yenik düştü ve her güne yüklenen anlamlar zincirlemesinde 22 Nisan Dünya Günü benim için en önemli günlerdendi. Birkaç köşe yazısı dışında, bugün hakkında iki sözcük bile duyamadık bilim adamlarının ağzından. Dünya günü ama dünya ne halde kimse konuşmadı çünkü kötü siyasetten vakit kalmadı. Çünkü ülke yöneticileri dünyaya neden bu kadar kötülük yapıldığını, verilen izinleri asla anlatamayacaklardı. Siyaset daha kolaydı her zaman olduğu gibi.
Ve ardından en kıymetlimiz 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı hüzünle kutladık bu yıl. Geçmiş yıllarda yine hüzünle kutlardık ama bu yıl ki hüznümüz hiçbir yıla benzemedi aslında! İlan edilen çocuk yılında çocuklarımız okullarında öldü. Hem de sıra arkadaşları bir öğrenci tarafından öldürüldü. İyi kalpli öğretmen siper olunca öğrencilerine, birlikte bu hüznün parçası oldular. Çocuklar öğretmenleriyle öldü 2026 Nisan’ında, 23 Nisan’a günler kala. Ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği bu özel bayrama günler kala…
Hüzün, kutlamak sözcüğü ile birbirine hiç yakışmasa da 23 Nisan her acıya rağmen kutlanması gereken bir gün! Çünkü aynı zamanda Türk Milletinin “ EGEMENLİK “ günüdür!
23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Türk Milletinin egemenliğini ilan ettiği tarihtir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1924'te 23 Nisan gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. İşte en çok bu yüzden seçilmişlerin seçenlere coşkuyla sunması gereken bir gündür 23 Nisan. Hüzünle değil…
Bizler bizi yöneten insanları haklarımızı koruyacakları, ülkemize sahip çıkacakları inancıyla seçer ve bunun olacağına inanırız. O yüzden çocukların, kadınların öldürülmediği halkın hüzünle yaşamadığı bir sistemi kurmak onların elindedir. Biz işçi karıncalar olarak sadece ülkemiz yararına çalışır ve seçilenlerden haklarımızın korunmasını isteriz. O yüzden güveni sağlayamayanlar, koruyamayanlar yüzünden bayramlarımızın sessiz sessiz kutlanmasına izin vermemeliyiz! Bayram coşkudur, egemenlik halkın yegane temelidir ve acıyı yok etmek seçilmişlerin görevidir. MFÖ’ün şarkısında ki “gözyaşlarımızı bitti mi sandın “ mısrası dönüyor kafamın içinde ve gözlerimin önünde ülkemiz için ömrünü savaş meydanlarında harcayan Mustafa Kemal Atatürk’ün mavi gözleri…
Hiç mi derdi bitmez bir ülkenin derken ve yine “ EGEMENLİK “ Bayramımıza az kala, Türk Halkını hiçe sayarak monarşinin bu coğrafyaya yakıştığını ülkemiz sınırlarından söyleyen ve bizi hiçe sayan Amerikan Büyükelçisi. İnsan bazen haddini bilmiyor demek ki! Biz egemenliği için binlerce evladını bağrında saklayan bir milletiz. Biz çılgın Türkler’iz… Çok seven kendi ülkesinde arzu ettiği monarşiyi uygulayabilir! Biz dünyada ki hiçbir millete benzemeyiz! Toplama Amerika halkına ise hiç benzemeyiz…
Ve derken bizi ısıtmak için maden ocaklarında çalışan işçiler soğuk havada haklarını aramak için yollara döküldüler! Bir avuç kömürdü hayatları ama hala dertlerini dinleyen, hallerinden anlayan yoktu şu hayatta. Ayakları yara olana kadar yollarda yürürken gözaltına alındılar, günler günleri kovalarken nisan ayında!
Öğretmenler haklarını istediler sokaklarda, eğitim verirken ölür mü insan diye sokaklara çıktılar nisan ayının yağmurunda! Nisan duydu sistem kulaklarını kapattı bu isyana!
Tunceli’den çığlık çığlığa ağladı anne kızımı kim öldürdü diye? Kızlarımız bir insan sevdi ve öldürüldü bu hayatta! Bürokrasi sustu bu ölümlere, dosyalar kapatıldı, açıldı nisan ayında! Ve biz en acı şeyi öğrendik aslında, kimseye güvenmemeyi kendimizden başka. Polisin, savcının, eğitimcinin, valinin işin içinde olduğu bir durumda biz derdimizi kime anlatacağız diye sorgular olduk günler günlerin ardında!
Garip bir sessizlik var, sanki birazdan biri ölecekmiş gibi. Kötü bir şey olup ne yapacağımızı bilemeyecekmişiz suskunluğu var! Garip bir uyku hali var insanlarda, sanki sıkıştırılmış hayatlarımızda her şeye bir boş vermişlik gibi! Garip bir suskunluk bu, anlamlandıramadığım.
İçi kaynayan ve huzursuz bir süreç bu, bir saniye bile mutlu olamadan ölecekmişiz gibi…
Mayıs yaklaşıyor, atanamayan öğretmen polis, atanmış öğretmene karşı duracak yine meydanlarda! Hazır mıyız buna? Hayır! çok yorulduk artık bu karabasandan, günler günleri kovalasa da güzel günler hemen gelse! Gülsek yeniden çocuklarla, yeniden güvensek birbirimize…
Biz günleri yıllara dönüştüren zamanın içinde, bir ömür süresinde belki 1 aylık zamana denk gelmeyen mutluluk yarışındayken, canım dünya üzerindeki o kadar kötüye, kötülüğe rağmen çiçek açıyorsun ya!
Canım Atatürk bunca kıymet bilmeyene rağmen bir vatan hediye ettin bize mavi gözlerinle…
Dünyaya ve Atatürk’e teşekkürlerimle. Günler günlerin ardından kim bilir hangi hikayelere gebe!
Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…