Yılarca Maya Takviminin 21 Aralık 2012 tarihinde son bulduğu ve bu tarihin kıyamet günü olduğu iddialarını, bununla ilgili komplo teorilerini, mistik anlatıları dinledik.
Bütün bunların gerçekdışı ve eğlence için ortaya atılan fenomenler olduğunu bilsek de bazılarımız ‘acab’ diyerek beklenen tarih yaklaştıkça içten içe endişe duyduk. Kıyamet sığınakları yapanlar, kıyamet malzemeleri satanlar, psikolojisi bozulanlar oldu.
Aslında bu iddialar daha çok eksik bilgiye ve uydurmalara dayanıyordu. Maya Uygarlığı üç farklı takvime sahipti.
(1) Tzolk’in (260 gün): Kutsal/ritüel takvim,
(2) Haab’ (365 gün): Güneş yılına dayalı sivil takvim,
(3) Uzun Sayım (Long Count): Çok uzun tarihleri kaydetmek için kullanılan sistem.
2012 tartışmalarının kaynağı özellikle Uzun Sayım takvimidir. Uzun Sayım takvimi, mitolojik bir yaratılış tarihi olan MÖ 11 Ağustos 3114 (bazı hesaplamalarda 13 Ağustos) tarihinden itibaren günleri sayar. Takvim bʼakʼtun adı verilen büyük döngülere ayrılmıştır:
1 bʼakʼtun = 144.000 gün (yaklaşık 394 yıl)
13 bʼakʼtun ≈ 5126 yıl
Bu yüzden 13.0.0.0.0 tarihi (Uzun Sayım yazımıyla), 21 Aralık 2012’ye denk gelir. Bu, yalnızca bir döngünün tamamlanmasıdır, takvimin veya zamanın sonu değildir.
Tarih yaklaştıkça yayınlar da arttı. 2009 yılında bir de filmi yapıldı. Başrollerinde John Cusack, Chiwetel Ejiofor, Amanda Peet , Thandiwe Newton, Danny Glover, Woody Harrelson ve Oliver Platt vardı. Film oldukça başarılı sahneler ve ilgi çekici görsel ögelerle dolu, başarılı bir yapımdı. O da bizi 3 yıl daha korkutmaya yetmişti.
Peki, 21 Aralık 2012’de kıyamet koptu mu? Hayır, hiçbir şey olmadı.
Komplo teorisyenleri bir süre sessiz kaldılar. Canları sıkılmış olacak ki; bugünlerde yeni bir anlatı ile geldiler. Neymiş efendim, aslında 2012’de kıyamet kopmuş da bizim haberimiz yokmuş. Yeni bir boyuta geçiş yapmışız. Kanıt?...
Önce iddialara bakalım.
“... 21 Aralık 2012’nin fiziksel bir son değil, bilinçsel/boyutsal bir geçiş olduğu.
Paradigma kayması: 2012’den sonra dünyanın daha tuhaf hale gelmesi (toplumsal gerilimler, algılanan zaman hızlanması) yeni bir boyuta geçişin işareti sayılır.
Mandela Etkisi: İnsanların aynı konu hakkında farklı anılara sahip olması, paralel evrenler arası kayma olarak yorumlanır.
‘Kıyamet sessiz oldu’ fikri: Dünya yok olmadı ama eski zaman çizgisi sona erdi, yeni bir gerçeklik başladı...”
İşte kanıtlar:
“...Kişisel deneyimler ve sezgiler (rüyalar, hisler, enerji değişimi anlatıları)
Kolektif bellek farklılıkları (Mandela Etkisi örnekleri)
Popüler kültür ve New Age kaynakları
Bilimsel terimlerin (kuantum, boyut, titreşim) mecazi/yanlış kullanımı...”
Kısa bir değerlendirme yaparsak: Bu iddialar kanıta dayalı değildir; ölçülebilir veri, fiziksel iz veya doğrulanabilir gözlem yoktur. Bilim, insanlığın 2012’de boyut değiştirdiğini ya da evrensel bir kopuş yaşandığını desteklemez. Psikoloji ve sosyoloji, bu anlatıları belirsizlik dönemlerinde anlam arayışı ve bilişsel yanlılıklarla açıklar.
Bilim böyle dese de şöyle bir çevremize baktığımızda; son dönemlerde zamanın daha hızlı akmaya başladığını, doğa olaylarının daha da sertleştiğini gözlüyoruz.
İnsan davranışlarında da belirgin değişiklikler var. Dürüst biri bir anda yalan söyleyen, dalavereci birine dönüşebiliyor. Utanç duygusu neredeyse yok oldu. İnsanlar huy değiştirmeye başladı. Aşırı sağ görüşlü biri bir anda solcu, aşırı solcu biri bir anda sağcı olabiliyor.
Dürüstlük, erdem gibi değerler ortadan kalkıyor. Gerçeklik sorgulanıyor. Gözüyle gördüğü şeyi inkar eden insanlar ortaya çıktı. Daha birçok şey bizim kafamızı karıştırabiliyor.
Bahsedilen kıyamet bütün bunlara yol açmış olabilir mi?
Yeni bir boyuta geçtik ve algılarla birlikte değerler, duygular ve davranışların değişmesi bu yeni yaşamımız içinde yeni normallerimiz mi olacak?
Öncelikle kıyamet kavramının yalnızca fiziksel bir yok oluş olarak değil, bir dönüşüm metaforu olarak da kullanıldığını görmemiz gerekiyor. Toplumlar büyük değişim dönemlerinden geçtiğinde -teknolojik sıçramalar, ekonomik krizler, küresel salgınlar, iklim değişikliği- insanlar bu değişimleri anlamlandırmak için güçlü anlatılara ihtiyaç duyar. ‘Dünya eskisi gibi değil’ hissi, çoğu zaman ‘dünya sona erdi’ şeklinde dramatize edilir. Bu, karmaşık dönüşümleri tek bir büyük olaya indirgeme eğilimi yani bilişsel bir sadeleştirmedir. Zamanın daha hızlı aktığı hissi de bu bağlamda değerlendirilebilir.
Rutinlerin arttığı, dikkat dağıtıcıların çoğaldığı ve bilgi akışının hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. Özellikle dijital medya, sürekli uyarılma hali yaratarak günlerin daha kısa hissedilmesine neden oluyor. Bu durum, zamanın hızlanmasından değil, bilgi işleme biçimimizin değişmesinden kaynaklanır. Yani burada metafizik bir kırılmadan çok, algısal bir yeniden yapılanma söz konusudur.
Dürüstlük, utanç, erdem gibi değerlerin zayıfladığına dair gözlemler her dönemde vardı. Ancak günümüzde bu algının daha güçlü olmasının birkaç nedeni vardır.
Birincisi, sosyal medyanın görünürlük etkisi: Daha önce yerel ve sınırlı kalan davranışlar artık küresel ölçekte gözlemlenebiliyor.
İkincisi, bilgi kirliliği ve ‘post-truth’ olarak adlandırılan olgu: İnsanlar, nesnel gerçeklikten ziyade kendi inançlarını doğrulayan bilgileri tercih etme eğiliminde. Bu da ‘gözünün gördüğünü inkâr eden’ bireylerin arttığı izlenimini güçlendiriyor.
Modern toplumlarda kimlikler daha akışkan hale gelmiştir. Eskiden daha sabit olan ideolojik aidiyetler, artık ekonomik koşullar, medya etkisi ve sosyal çevre gibi faktörlere bağlı olarak hızla değişebilmektedir. Bu durum, bir ahlaki çöküşten ziyade, toplumsal yapıların esnekleşmesiyle ilgilidir.
Peki, tüm bu gözlemler bir ‘gizli kıyamet’ ile açıklanabilir mi?
Bir iddianın anlamlı olabilmesi için test edilebilir ve yanlışlanabilir olması gerekir. ‘Başka bir boyuta geçtik’ gibi iddialar, doğası gereği test edilemezdir. Bilimsel bilgi kategorisine girmez. Bu tür açıklamalar, daha çok insanın belirsizlikle başa çıkma mekanizması olarak işlev görür. İnsan zihni, karmaşık ve çoğu zaman rahatsız edici gerçeklikleri basit ve dramatik anlatılarla anlamlandırma eğilimindedir.
Sonuç olarak; başka bir boyuta geçip geçmediğimiz –ne kadar saçma görünse de- bilinemez. O halde eğlencemize bakalım.