Tabi ben hemen kuruma gidip, personel biriminden arkadaşların odasına gittim, çay kahve derken, onlara olanların bir bölümünü anlattım.

Daha kuruma geleli üç ay olmuş bir kişi, başka bir bakanlığa naklen geçmekten söz ediyordu. Önce pek bir şeyler anlamadılar, ben biraz daha ayrıntılı konuşunca, yüzlerde ifadeler değişti.

Personel Şube Müdürü olan arkadaş, beni iyice bir kez daha dinledikten sonra:

Demek sen Kültür ve Turizm Bakanlığına geçeceksin diyerek, biraz da dalga geçerek, nasıl olacak bu iş, dediler. Ben de saf saf anlatıyorum, onlar size muvafakat yazısı yazacaklar, siz de izin vereceksiniz, diyorum ama ortalık kahkahadan yıkılıyor.

Demek kuruma geleli üç ay olmuş İbrahim Beyimiz, Bakanlığa geçecek, kardeşim sen daha üç aylık tıfıl bir aday memursun, dur bakalım daha bir asaletin onaylansın, ki o da en erken 16 ayda olur, ondan sonra kim öle, kim kala.

Bir yandan koskoca Fakültenin Dekanı, Üniversitelerin ilahı İhsan Doğramacı'nın kardeşi Prof. Dr. Emel Doğramacı ile diğer yandan bir Bakanlığın en önemli adamı Müsteşar ile konuşuyorsun, onlar seni adam yerine koyup, dinliyorlar, gel gelelim kurumda arkadaşların seninle dalga geçiyorlar. Bütün karizma yerle bir.

Neyse bu işin 16 ay sonra olacağını öğrendikten sonra, işimize bakıyorum, bir yandan da Bakanlık Müsteşarına bilgi notları götürüyorum, bir yandan da Emel Hanım'a proje ile ilgili bilgiler paylaşıyorum.

Her ne kadar Emel Hanım, Bakanlık Müsteşarına git projeni anlat dediğinde benim YURTKUR'lu olarak Hacettepe Üniversitesi ile koordineli yürüttüğü projenin aksaması gibi bir durumu düşünmüyordu.

Ankara'da yurtlarda açılacak yaban dil laboratuvarları ile kütüphane açma projesi, Genel Müdür Şahap paşanın sınırsız desteği ile ilerliyordu.

Bu arada Genel Müdür Emel Hanımı soruyor, Emel Hanım da Şahap Paşayı, önceleri ben pek bir şey anlamadım ama bir iki olunca ben de şafak attı.

İki kocaman kurum bir proje yürütüyor ve ben bana verdikleri destek ve yetki ile her şeyi yürütüyorum ama birden Şahap Paşa ile Emel Hanım'ı bu proje ile ilgili bir araya getirmem gerektiği hiç aklıma geldi.

Önce Emel Hanım'a gittim, hocam hem sizin verdiğiniz destek ile hem de sayın Genel Müdürün takdiri ile her şey yolunda gidiyor ama bir süre sonra ortaya bir sorun, aksama çıkarsa ben arada kalırım, o yüzden sizi sayın Genel Müdürüm ile ziyaret etsek, uygun olur mu, dedim.

Birden çok mutlu oldu.

Çünkü, ben daha üç- dört aylık bir aday memurum ama direkt Genel Müdür ile görüşüyor, projeyi yürütüyordum. Bazı süreçlerde, meğer kurumların bir hiyerarşisi varmış.

Memur, şef, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcıları ve genel müdür. Hani derler ya, ben bu düzenin en altında bile değilim, çünkü daha aday memurum.

İlk görüşmede, bu kez Genel Müdür'e Emel Hanım ile bir görüşme yapmalarının iyi olacağını söyleyince, o da mutlu oldu, tabi ben içimden derin bir oooohhh çektim.

Bir gün sonra Şahap Paşa'ya proje ile bilgi sunarken, dur ya Emel Hanım'ı arayalım ve davet edelim, dediler. Tabi olan her şey beni biraz daha rahatlatıyordu.

Neyse, her ne kadar Genel Müdür Emel Hanım'a kuruma gelmelerini, bir çay, kahve içmelerini, yemekte de proje ile ilgili konuşalım deseler de;

Emel Hanım, yok siz gelin Beytepe'nin baharı güzeldir, bizde bir şeyler yer içer, bir kısım hocalar ile de sizi tanıştırırım deyince, Şahap Paşa da olur dedi.

Program yapma işi bana kalmıştı. Hafta için bir gün Şahap Paşa ile onun makam arabası ile Beytepe'ye, Emel Hanım'ın Dekanlık Makamına gittik.

Çay, kahveden sonra Emel Hanım bizi Öğretim Üyelerinin yemekhanesine götürdü, kurs programı ile ilgili hocalar da geldiler. Artık bir öneri ile başlayan süreç çok farklı bir boyut kazanmıştı.

Emel Hanım hem benden hem de hocalardan bilgi alıyordu. Ben de Genel Müdür'e sürekli gelişmeler hakkında bilgi veriyordum.

Hacettepe'nin yabancı dil bölümleri bir yandan, kütüphane ve laboratuvar yapan Tepe Mobilya şirketi ve Ağaç İşleri bölümü bir yandan mükemmel şeyler yapıp teslim ediyordu.

Artık Ankara'da YURTKUR'un bu projesini oturmuş, hemen diğer yedi bölgedeki yurtlarda da aynısın yapmak gerekiyordu.

Ankara'dan sonra İstanbul, İzmir, Adana, Trabzon, Antalya, Diyarbakır bölge yurtlarında da hazırlık başladı. Emel Hanım da oralardaki Üniversiteler ile görüşüyor, bize elinden geleni yapıyordu.

Sonunda oralardaki Üniversiteler ile de işbirliği sağladık, Kütüphaneler için Genel Müdür ile gidip kitaplar seçiyor, bağış kitaplar topluyorduk.

Her ne kadar YURTKUR personeli olsam da arada da Bakanlıkta Müsteşara da Döner Sermaye ile ilgili bilgi notları hazırlıyor, sunuyordum.

Zaman bir yandan Hacettepe- Emel Hanım ve projedeki hocalar ile iletişim içinde geçerken, bir yandan da kurumda Genel Müdür ile muhabbetim yüzünden, daire başkanlarından, genel müdür yardımcılarından zılgıtlar da yiyordum.

Zaman su gibi akmış, ben artık memuriyet hizmet içi eğitiminden geçmiş, memuriyet yeminini etmiş, kadrolu bir memur olmuştum.

Bakanlık Müsteşarı ara sıra ne zaman geliyorsun dese de, diyeceğim bir şey olmadığı için sesim çıkmıyordu. Sonunda adaylığım kalkıp, memur olunca, dosdoğru Müsteşar'a ve artık atamamın yapılabileceğini söyledim. O da, hemen bir telefon ile kurumdan muvafakat yazımı elime tutuşturup verdi.

Kurumda artık projeler oturmuş, bölgelerden ve öğrencilerden güzel geri dönüş bilgileri geliyordu. Paşa da benim adaylığım kalkınca ayrılacağımı ve bakanlığa geçeceğimi, arada da Emel Hanım'ın olduğunu biliyordu. Bir de artık proje oturmuş, her şey yoluna girmiş gidiyordu.

Bu arada bazı laflar dolaşıyordu ortalıkta, Genel Müdürün emekliye sevk edileceği yönünde. Bunu da bildiğinden, ayrılmam konusunda pek bir tavır göstermedi.

Bütün bunları bildiğimden, bakanlığın elime verdiği muvafakat yazısını kurumun evrak birimine vermeden önce, Genel Müdür Şahap Paşaya durumu açıkladım, o da hakkında hayırlısı evladım dediler.

Ben artık Bakanlıkta işe başlamış ve bir o yana bir bu yana yurtiçi, yurtdışı koşturmaya başlamıştım.