Bugün biraz dertleşmek istiyorum.
Gazeteci değilim. Ziraat mühendisiyim. TMMOB'ye bağlı bir meslek odasının üyesiyim. Bir süredir de dostların teşvikiyle köşe yazıları yazıyorum. Bu nedenle gazetecilik mesleğine yönelik bir eleştiri değil yazacaklarım. Tam tersine, gazeteciliğin toplum adına denetleme görevi yaptığına ve çok değerli olduğuna inanıyorum.
Ancak gazetecilik ile her konuda hüküm vermeyi birbirine karıştırmamak gerekir.
Geçtiğimiz günlerde Boğaçayı çevresinde planlanan bir konut projesi hakkında TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu tarafından bir açıklama yapıldı. Açıklamada proje bilimsel açıdan değerlendirildi, olası riskler ortaya konuldu ve kamuoyu bilgilendirildi.
Ardından bir köşe yazısında bu açıklama "istemezükçülük" olarak nitelendirildi.
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
TMMOB ve ona bağlı odalar herhangi bir dernek ya da gönüllü topluluğu değildir. Bu odalara üye olabilmek için ilgili üniversite bölümlerinden mezun olmak gerekir. Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları yıllarca eğitim aldıktan sonra bu meslekleri icra etme hakkı kazanırlar. Odalar da bu mesleki birikimin kurumsal temsilcisidir.
Bir meslek odasının veya TMMOB'nin yaptığı teknik değerlendirmeyi eleştirmek elbette mümkündür. Bilim eleştiriden korkmaz. Ancak eleştirinin de bilimsel verilere dayanması gerekir.
"Eğer çok biliyorsanız" demek yerine, "hangi veriniz yanlış, hangi tespitiniz eksik" denmesi gerekir.
Dere yatağında yapılaşmanın risklerinden söz eden mühendisleri "istemezükçü" ilan etmek kolaydır. Ancak Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşanan sel felaketlerinden sonra aynı alanlarda yükselen yapıların nasıl sonuçlar doğurduğunu da gördük.
Samsun'da, Karadeniz'in farklı kentlerinde, ülkenin birçok noktasında yıllar önce yapılan bilimsel uyarılar dikkate alınmadı. Sonrasında yaşanan afetlerde can kayıpları oldu. O günlerde keşke mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının sözleri daha fazla dinlenseydi denildi.
TMMOB'nin görevi yatırım düşmanlığı yapmak değildir.
TMMOB'nin görevi kamusal yararı savunmak, bilimsel görüş ortaya koymak ve gerektiğinde riskleri hatırlatmaktır.
Bir projeye karşı çıkmak ile bir projenin eksiklerini ortaya koymak aynı şey değildir.
Asıl sorun, bilimsel eleştiriyi duyar duymaz onu "istemezükçülük" diye yaftalamaktır.
Çünkü bilimsel değerlendirmeler alkış almak için değil, olası yanlışları önceden görebilmek için yapılır.
Bir toplumun gelişmişliği, mühendislerini, mimarlarını ve bilim insanlarını ne kadar dinlediğiyle ölçülür.
Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz.
Katılırsınız ya da katılmazsınız.
Ama binlerce uzmanın temsil edildiği bir kurumu küçümsemeden önce, ortaya koyduğu bilimsel gerekçelere cevap vermek gerekir.
Çünkü bilimsel görüşe verilecek en doğru cevap slogan değil, yine bilimdir.
Ben bir gazeteci değilim. Belki bu yüzden gazetecilik üzerine ahkâm kesmiyorum. Ama bir ziraat mühendisi, bir TMMOB üyesi ve bu kentte yaşayan bir yurttaş olarak şunu biliyorum; bugün "istemezükçü" denilerek küçümsenenler, yarın yaşanabilecek bir felaketin önüne geçmeye çalışan insanlardır.
Bu nedenle ben tercihimi sloganlardan değil, bilimden yana kullanmaya devam edeceğim.
Bu son paragraf, yazıyı sizin kişisel duruşunuzla bitiriyor ve başlıktaki "İstemezükçü Kim?" sorusunu da dolaylı olarak okurun değerlendirmesine bırakıyor.