Son yıllarda dünyaya baktığımızda büyük bir değişimin yaşandığını görüyoruz. Ülkeler enerji güvenliğini, yapay zekâyı, teknolojik dönüşümü, üretimi ve ekonomik rekabeti konuşuyor. Küresel dengeler yeniden şekilleniyor. Güçlü olanlar geleceği planlarken, geri kalanlar günü kurtarmaya çalışıyor.
Türkiye'nin de önünde çözüm bekleyen önemli sorunlar var. Hayat pahalılığı, emeklilerin geçim sıkıntısı, gençlerin gelecek kaygısı, üreticinin maliyet yükü ve ağırlaşan ekonomik koşullar bunların başında geliyor.
Bu kadar önemli meseleler varken, siyasetin enerjisini iç tartışmalara harcaması düşündürücüdür.
Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yılı aşan tarihi boyunca farklı görüşlerin ve kuşakların buluştuğu büyük bir çatı olmuştur. Zaman zaman ayrılıklar ve tartışmalar yaşansa da partiyi güçlü kılan, çoğulculuğu ve ortak mücadele iradesidir.
Bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur:
Biz birbirimizle mi mücadele ediyoruz, yoksa ülkenin sorunlarını çözmek için mi siyaset yapıyoruz?
Ben 1984 yılında SHP saflarında başlayan siyasi yolculuğumdan bu yana birçok seçim, kongre ve tartışma yaşadım. Zaferler de gördüm, yenilgiler de. Ama hiçbir zaman kişilerin partiden daha önemli olduğuna inanmadım. Çünkü kişiler geçer, makamlar değişir; Cumhuriyet Halk Partisi ise kalır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey ayrılıklar değil, ortak hedeflerde buluşmaktır. Enerjimizi birbirimize değil, halkın sorunlarını çözmeye ve ülkenin geleceğini kurmaya harcamalıyız.
Emekli, asgari ücretli, işsiz, çiftçi ve esnaf iç tartışmalarla değil, hayatlarının nasıl iyileşeceği ve çocuklarının geleceğinin nasıl güvence altına alınacağıyla ilgileniyor.
Siyasetin gerçek amacı da budur.
Bugün her zamankinden daha fazla sağduyuya, ortak akla ve birlik duygusuna ihtiyacımız var. Farklı düşünebiliriz; ancak aynı hedefe yürüdüğümüzü unutmamalıyız.
Çünkü rakibimiz birbirimiz değil; yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk ve adaletsizliktir.
Bu mücadeleyi ancak birlikte kazanabiliriz.