Antalya Boğa Çayı taşkın yatağıdır. Taşkın yatağı olan bir yerde düşünülen projeyi devreye sokmak, olası bir afette insanların hayatını tehlikeye sokmaktır.
Türkiye’de felaketleri genellikle iki aşamada yaşarız:
Önce olay olur, sonra unutulur.
Asıl sorun ise felaket olmadan önce yapılan uyarıların dikkate alınmamasıdır.
Kartal Kaya’yı konuştuk. Yangında hayatını kaybeden insanları konuştuk.
Her seferinde aynı cümle tekrarlandı: “Bu bir doğa olayı.”
Oysa bazı felaketler doğa olayı değildir. Bazıları, biline biline büyütülen risklerin sonucudur.
Bugün size yaşanmış bir felaketi değil, yaşanması muhtemel bir riski anlatmaya çalışacağım: Antalya’daki Boğa Çayı’nı.
Aslına bakarsanız günkü bu yazım: Antalya Mühendisler Odası’nın, Bilim İnsanlarının ve Teknik Çevrelerin yıllardır dile getirdiği uyarıların kamuoyu önünde açık bir kayda geçirilmesidir.
Hepimizin bildiği gibi, Boğa Çayı sıradan bir arazi değildir.
Burası bir taşkın yatağıdır.
Suyla yaşayan, suyla şekillenen, taşkınlarla var olan bir alandır.
Bu tür alanlarda yapılaşma, suyun doğal hareket alanını daraltmak demektir.
Bu da yalnızca bir çevre sorunu değil, tam tersi doğrudan bir can güvenliği meselesidir.
Geçmişte, bu bölgede planlanan birçok proje, teknik itirazlar nedeniyle rafa kaldırılmıştı. Projenin rafa kaldırılma nedeni açıktı: Taşkın riski, zemin yapısı ve yerleşim alanı olması.
Bugün ise TOKİ’nin Boğa Çayı’nda şantiye kurduğu, temel hazırlıklarına başladığı görülüyor.
Bu işim merkezin de olan yetkililere şunu sormak lazım:
* Taşkın, zemin ve iklim etkilerine ilişkin teknik raporlar karar vericilerin önüne eksiksiz biçimde konuldu mu?
* Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum bu raporlar hakkında bilgilendirildi mi?
* Antalya Valiliği, bu alanın taşkın yatağı olduğu gerçeğini ruhsat süreçlerinde esas aldı mı?
* Devlet Su İşleri bu projeyi hangi teknik gerekçelerle uygun gördü?
* Siyasi sorumluluk taşıyan yöneticiler, kamuoyuna yansıyan teknik itirazlardan haberdar mıydı?
Dahası, aynı bölgede daha önce iflas masasına devredilmiş beton santralinin, TOKİ kapsamındaki projede yeniden faaliyete geçirilmesi ayrıca açıklanmalıdır.
Bu izin hangi hukuki gerekçelerle verildi?
Geçici mi, kalıcı mı? Hangi kamu yararı tanımıyla?
Bu sorular yalnızca çevreyi değil, kamu yönetiminin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini de ilgilendiriyor.
Önümüzdeki aylarda Antalya’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın 31. Oturumu yapılacak.
Masada hangi başlıklar olacak? “İklim krizi.” “Sel ve taşkın riskleri.” “Afete dirençli şehirler.”
Peki, aynı şehirde bu başlıklar konuşulurken, sahada bu riskleri artıran uygulamalar neden ilerliyor?
Bu, kamuoyu açısından açıklanması gereken ciddi bir çelişkidir.
Altını çizerek söylüyorum: “Felaket olacak” demiyorum. Ama şunu net biçimde kayda geçiriyorum:
Eğer bir gün Boğa Çayı’nda taşkın, can kaybı ya da büyük bir zarar yaşanırsa; kimse “görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyemez.
Bu, olası bir felakete karşı bugün sorumluluk alma meselesidir.
Olası bir felakete karşı bugün sorumluluk alma zamanıdır. Ve yarın çok geç olmadan, bugün doğru olanı yapmak gerekir.