Hasan Şahin'in "Arsız, hırsız, namussuz, namusluyu bastırıyor" çıkışı, CHP'deki ayrışmanın artık yalnızca siyasi değil, ahlaki ve kurumsal bir hesaplaşmaya dönüştüğünü gösteriyor. Üslup ve Tartışma liderlik yarışını sınırları aşmış durumda.
Cumhuriyet Halk Partisi, 103 yıllık tarihinde birçok kriz gördü.
Lider değişimleri yaşadı.
Kurultay kavgaları yaşadı.
İhraçlar gördü.
Yeni parti girişimlerine de tanıklık etti.
Ancak bugün yaşanan tablo, geçmişteki krizlerden farklı bir noktaya işaret ediyor.
Artık mesele yalnızca kimin genel başkan olduğu değil.
Mesele, aynı siyasi hareketten gelen isimlerin birbirlerini nasıl tanımladığıdır.
CHP Antalya İl Başkanı Hasan Şahin'in yaptığı açıklamalar bunun en çarpıcı örneği.
Özgür Özel'in yeni parti kararı sonrası başlayan ayrılık sürecini değerlendirirken kullandığı ifadeler, parti içindeki kırılmanın ne kadar derinleştiğini gözler önüne seriyor.
Şahin'in en çok konuşulan cümlesi ise kuşkusuz şu oldu:
"Arsız, hırsız, namussuz, namusluyu bastırıyor."
Bu ifade, yalnızca sert bir siyasi eleştiri değil.
Aynı zamanda CHP içindeki güven krizinin, kutuplaşmanın ve karşılıklı kopuşun ulaştığı seviyeyi gösteren güçlü bir çıkış.
Hasan Şahin'in dikkat çektiği bir başka nokta ise parti geleneği.
Ona göre Cumhuriyet Halk Partisi'nde mücadele, parti dışında değil, parti içinde verilmelidir.
"Genel başkanlar gelir geçer, parti kalır" derken aslında yalnızca bir ilke ortaya koymuyor.
Aynı zamanda Özgür Özel ve onunla birlikte hareket eden kadrolara açık bir siyasi mesaj gönderiyor.
Bu yaklaşım, CHP'nin kurultay ve örgüt geleneğine yapılan güçlü bir vurgu olarak da okunabilir.
Şahin'in kendi siyasi geçmişini örnek göstermesi de dikkat çekici.
Kendisinin de geçmişte ihraç edildiğini ancak buna rağmen CHP'den kopmadığını, hukuk yoluyla partisine döndüğünü anlatıyor.
Buradan hareketle yeni parti kurmanın doğru yöntem olmadığını savunuyor.
Elbette bu görüşe katılanlar kadar katılmayanlar da olacaktır.
Ancak görünen o ki CHP'de artık tartışma yalnızca fikir ayrılığı üzerinden yürümüyor.
Taraflar birbirlerinin siyasi meşruiyetini de sorguluyor.
Açıklamaların en dikkat çekici bölümlerinden biri ise kamuoyuna yansıyan çeşitli iddialar üzerinden yapılan değerlendirmeler oldu.
Hasan Şahin, bazı CHP yöneticileri hakkında dile getirilen iddiaları hatırlatarak, bu kişilerin iddialardan hukuken ve kamuoyu nezdinde aklanıncaya kadar aktif siyasetten uzak durmaları gerektiğini savunuyor.
Burada önemli bir ayrıntı var.
Şahin, bu iddiaların doğru olduğunu söylemiyor.
Ancak siyaset kurumunun etik sorumluluğuna vurgu yapıyor ve kamuoyu güveninin yeniden tesis edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Çünkü hukukta bir kişinin suçlu olduğu ancak kesinleşmiş yargı kararıyla belirlenebilir. Buna karşılık, siyasette etik sorumluluk ve kamuoyu güveni ayrı bir tartışma alanı oluşturuyor.
Hasan Şahin'in bir başka eleştirisi de CHP'nin son dönemde halkın gerçek gündeminden uzaklaştığı yönünde.
Ekonomi...
Hayat pahalılığı...
Çiftçinin sorunları...
Emeklinin geçim mücadelesi...
Şahin'e göre parti, bu başlıklar yerine iç çekişmelere ve liderlik tartışmalarına sıkıştı.
Bu eleştirinin ne ölçüde karşılık bulacağını zaman gösterecek.
Ancak bugün seçmenin beklentisinin, siyasi aktörlerin kendi iç hesaplaşmalarından çok ülkenin temel sorunlarına çözüm üretmeleri olduğu da bir gerçek.
CHP'de yaşanan ayrılık, yalnızca yeni bir partinin kurulmasıyla sınırlı kalmayacak gibi görünüyor.
Çünkü ayrışma artık kadroların ötesine geçti.
Söylemler sertleşti.
Suçlamalar ağırlaştı.
Siyasi nezaket yerini karşılıklı ithamlara bırakmaya başladı.
Bu atmosferin en büyük kazananı kim olur bilinmez.
Ancak kaybedenin yalnızca CHP olması da beklenmemeli.
Çünkü siyaset, seçmenin gözünde güven üretebildiği ölçüde güç kazanır.
İç mücadelelerin gölgesinde kalan bir muhalefetin ya da iktidarın, toplumun gerçek gündemine odaklanması her geçen gün daha da zorlaşır.
Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
CHP, bu sert hesaplaşmanın ardından yeniden ortak bir siyasi zemin oluşturabilecek mi, yoksa bugün söylenen ağır sözler yarının kalıcı ayrılıklarının habercisi mi olacak?