Antalya’nın Akseki İlçesi’nde bulunan Değirmenlik Havzası’nı doğrudan etkileyen boksit ocağının kapasite artışı ile ilgili TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi Yönetim Kurulu açıklamada bulundu. Yönetim Kurulu şu sözlere yer verdi;

RAPOR DETAYLI BİR ŞEKİLDE İNCELENDİ

“Antalya ili Akseki ilçesi sınırlarında, Değirmenlik havzasını doğrudan etkileyen 34107 ruhsat numaralı boksit ocağı kapasite artışı projesine ilişkin hazırlanan ÇED raporu; meslek yaşamlarının önemli bir bölümünü Devlet Su İşleri’nde geçirmiş, bölgenin jeolojisi ve yeraltı su sistemleri üzerine uzun yıllara dayanan saha çalışmaları bulunan İbradı Ürünlü doğumlu Jeoloji Mühendisi Sayın Önder Yazıcı ile Akseki Emiraşıklar doğumlu önceki dönem şube başkanımız Jeoloji Yüksek Mühendisi Sayın Ali Keleş tarafından hazırlanan teknik rapor çerçevesinde, ayrıca tarafımızca tüm teknik bileşenleriyle detaylı biçimde incelenmiştir.

Antalya’da Istenen Kapasite Artışı Tepkilere Neden Oldu (2)

YERALTI SULARI RİSKTE

Yapılan değerlendirmeler açıkça göstermektedir ki; söz konusu proje, gerekli bilimsel ve teknik önlemler alınmadan hayata geçirilmesi halinde yalnızca proje sahasını değil, Akseki’nin içme suyu kaynaklarından başlayarak Manavgat Irmağı’na kadar uzanan geniş bir hidrojeolojik sistemi olumsuz etkileyebilecek niteliktedir. Projede mevcut 0,26 hektarlık çalışma alanının yaklaşık 1295 kat büyütülerek 340,9 hektara çıkarılması ve yıllık üretimin 33,8 milyon tona ulaşması planlanmaktadır. Ancak burada asıl belirleyici olan üretim miktarı değil, üretim yöntemi ve bu yöntemin yeraltı su sistemi üzerindeki etkileridir.

Antalya’da Istenen Kapasite Artışı Tepkilere Neden Oldu (1)

DENGENİN BOZULMASINA NEDEN OLACAK

ÇED dosyasında açıkça belirtildiği üzere, sahada açık ocak yöntemiyle delme–patlatma üretim yapılması planlanmaktadır. Bu kapsamda birinci ocakta 10 metre yüksekliğinde 37 basamakla yaklaşık 375 metre derinliğe inilerek taban kotunun 950 metreye düşürülmesi, ikinci ocakta ise 13 metre yüksekliğinde 15 basamakla yaklaşık 190 metre derinliğe inilerek 1040 metre kotuna kadar kazı yapılması öngörülmektedir. Aynı sahada yapılan ölçümlerde yeraltı su seviyesinin 1147–1155 metre kotları civarında olduğu dikkate alındığında, her iki ocakta da kazıların yeraltı su seviyesinin onlarca metre altına ineceği anlaşılmaktadır. Bu durum, işletmenin sürdürülebilmesi için yoğun bir susuzlaştırmayı zorunlu kılacak ve doğal hidrojeolojik dengenin bozulmasına yol açacaktır.

RİSKLERİ TEK TEK AÇIKLADILAR

Bu durum, başta Değirmenlik Kaynağı olmak üzere Akseki’nin içme ve kullanma suyu kaynakları açısından ciddi riskler doğurmaktadır. Değirmenlik ve çevresi ileri derecede karstlaşmış bir yapıya sahiptir. Yeraltı suyu, klasik anlamda homojen bir akiferde değil; düdenler, çatlaklar ve yeraltı kanalları boyunca hareket etmektedir. Bu nedenle bu alanda yapılacak her müdahalenin etkisi, yüzeyde görülenin çok ötesine geçerek geniş bir coğrafyaya yayılmaktadır.

Antalya’da Istenen Kapasite Artışı Tepkilere Neden Oldu (3)

MANAVGAT’TA UZANAN İHMAL

Ortalama 1900 litre/saniye debiye sahip Değirmenlik Kaynağı, mevsimsel olarak 50 litre/saniyeden 15.000 litre/saniyeye kadar değişebilen güçlü bir karstik sistemin ürünüdür. Yapılan boya izleme çalışmaları ve bilimsel araştırmalar, bu suların bir kısmının Manavgat Vadisi’nde Pamuklu ve Karamiyarlar kaynakları olarak yeniden yüzeye çıktığını ortaya koymaktadır. Ancak sistemin önemli bir bölümünün boşalım noktaları hâlen tam olarak bilinmemektedir. Böylesine hassas ve karmaşık bir hidrojeolojik yapı içerisinde planlanan patlatmalı açık ocak işletmesinin yalnızca ocak sahası ile sınırlı kalacağını düşünmek bilimsel gerçeklerle örtüşmemektedir. Yeraltı su yollarının değişmesi, yerleşim yerlerini etkilemesi, kaynak debilerinin azalması veya tamamen kuruması ve bu etkinin Manavgat Irmağı’na kadar uzanması ihtimali bulunmaktadır.

KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL

Nitekim ÇED raporunda yer alan hidrojeolojik modelleme çalışmalarında dahi, Değirmenlik Kaynağı’nın beslenim alanının bölgesel ölçekte olduğu ortaya konulmasına rağmen, raporun sonuç bölümünde “yeraltı sularına olumsuz etki olmayacaktır” şeklinde bir değerlendirme yapılması ciddi bir bilimsel çelişki oluşturmaktadır. Bir yandan yeraltı suyuna müdahale edileceği ve sistemin değişeceği kabul edilirken, diğer yandan herhangi bir olumsuz etki olmayacağının ifade edilmesi kabul edilebilir değildir.

HUKUKA AYKIRI

Öte yandan, Değirmenlik Kaynağı ve bölgedeki içme suyu kuyuları için mevzuat gereği belirlenmesi zorunlu olan mutlak, birinci ve ikinci derece koruma alanlarının henüz DSİ tarafından tanımlanmamış olması da önemli bir eksikliktir. Bu alanlar belirlenmeden yapılacak her türlü değerlendirme, hem teknik hem de hukuki açıdan ciddi riskler barındırmaktadır. Burada özellikle vurgulamak isteriz ki; madencilik faaliyetleri ülkemiz için gerekli ve kaçınılmazdır. Ancak bu faaliyetler yalnızca ekonomik kazanç odaklı değil, kamusal yarar, çevresel değerler ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği gözetilerek yürütülmelidir. Yenilenemez nitelikteki doğal varlıklarımızın; bilimsel veriler ışığında, çevresel hassasiyetler dikkate alınarak ve gerçekçi fayda–maliyet analizleri doğrultusunda değerlendirilmesi zorunludur. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi olarak beklentimiz; bu projenin mevcut haliyle ilerletilmemesi, yeniden değerlendirilmesi, karst hidrojeolojisine uygun detaylı çalışmaların yapılması ve Devlet Su İşleri tarafından koruma alanları belirlenmeden herhangi bir karar verilmemesidir. Aksi halde geri dönüşü mümkün olmayan çevresel ve toplumsal sonuçlarla karşı karşıya kalınacağı açıktır.”

Kaynak: TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI ANTALYA ŞUBESİ/ BÜLTEN