Antalya turizmi doğayı tüketiyor. Yapay zekâ bu yükü gerçekten kurtarabilir mi, yoksa yıkımı hızlandıran yeni bir güç mü? Dobra, samimi ve gerçekçi bir yaklaşım.
Selamlar herkese.
Bugün biraz farklı bir konudan, ama aslında hepimizin içini kemiren bir meseleden konuşacağız. Bazen gerçekler o kadar can yakıcı oluyor ki, güneş gözlüklerini çıkarıp masaya yumruğu vurmak gerekiyor. Konumuz Antalya. Hepimizin kaçıp gitmek istediği, turkuaz sularına aşık olduğu o meşhur cennet. Ama dürüst olalım: O cennet hâlâ o eski cennet mi?
Dobra konuşacağım demiştim, başlıyorum.
Her yıl aynı başlıklar:
“Antalya turizmde rekor kırdı.”
“Bu yıl milyonlarca turist geldi.”
“Otellerde yer kalmadı.”
Ekonomi seviniyor, lobiler alkışlıyor, rakamlar havada uçuşuyor. Peki bu haberleri okurken gerçekten “ne güzel” mi diyorsunuz, yoksa falezlerdeki kalabalığı, orman yollarındaki insan selini, gizli kalması gereken koylarda bile boş yer kalmayışını düşününce içiniz sıkılıyor mu?
Ben içi sıkılan taraftayım. Hatta “Bu işin sonu iyi değil” diyen taraftayım.
Çünkü sahaya indiğinizde, o parlak filtreleri kaldırdığınızda tablo net: Biz Antalya’nın doğasını turizme sattık. Uzun süre doğanın kredisini kullandık, şimdi doğa kapıya dayandı. Ve doğanın tahsilatı bankaya benzemez; bedeli ağırdır, geri dönüşü zordur.
Artık romantik konuşmanın zamanı geçti. Açık konuşalım: Bu yükü doğru yönetemezsek Antalya turizmden kazanan değil, turizm yüzünden nefesi kesilen bir şehre dönüşecek.
Aynı Anda, Aynı Yerde Olma Çılgınlığı
Sorunun temelinde basit bir gerçek var: Herkes aynı anda aynı yerde olmak istiyor. Aynı koyda fotoğraf çekilmek, aynı antik kentin sütununa dokunmak, aynı yürüyüş rotasında yürümek istiyoruz.
“Keşfedilmemiş” dediğimiz yerler, bir paylaşım sonrası ertesi gün kalabalık pazara dönüyor. Peki doğanın kapasitesini gerçekten düşünüyor muyuz? Bir koy günde kaç tekneyi kaldırabilir? Bir orman zemini kaç ayak izine dayanabilir? Bu sınırlar çoktan aşıldı ve biz hâlâ daha fazlasını zorluyoruz.
Tam burada yapay zekâ devreye giriyor. Soğuk bir makine gibi değil; doğayı anlayan, ekosistemi okuyan bir akıl gibi düşünün.
Yapay Zekâ Ne Yapabilir?
Bir sistem düşünün:
Hangi koyun “bugün bu kadar yeter” dediğini anlık görebilen.
Hangi orman yolunun risk oluşturduğunu önceden hesaplayan.
Hangi milli parkın nefes almaya ihtiyacı olduğunu belirleyen.
Kaputaş dolduğunda, “Patara bugün daha uygun, ekosistem yükü daha dengeli” diyebilen bir yapı. Bu sadece turisti dağıtmak değil; doğaya nefes aldırmaktır. Baskıyı yaymak, bazı bölgelerin kendini yenilemesine fırsat tanımaktır.
Çünkü doğanın sabrı var. Ama sınırsız değil.
Görünmeyen Fatura: Işıltılı Vitrinin Arkasında Saklanan Bedel
Turizmin vitrini parlaktır. Oteller ışıl ışıl, havuzlar kusursuz, şehir hareketlidir. Ama bu vitrinin arkasında ağır bir fatura var. Ve bu faturayı gelecek nesiller ödeyecek.
Devasa su tüketimi.
Kontrol edilmesi zor enerji kullanımı.
Her gün dağ gibi büyüyen atık yükü.
Beş yıldızlı oteller büyüyor ama Antalya’nın nefesi daralıyor.
Yapay zekâ burada sadece elektrik faturasını düşüren bir yazılım olmamalı. Şehir ölçeğinde çalışan, enerji ve suyu optimize eden, atığı yöneten, doğayı önceleyen bir beyin haline gelmeli.
Bu artık lüks değil. Antalya için bir hayatta kalma refleksi.
Politika mı, Göz Boyama mı?
Şimdi biraz can yakacağım.
Yetkililerin elinde teknoloji var, bütçe var, uzmanlık var. Ancak bu güçlü sistemleri çoğu zaman nerede kullanıyoruz?
Tanıtım filmlerinde.
Dijital PR çalışmalarında.
“Ne kadar büyüdük” anlatılarında.
Peki doğa?
Burada durup sormamız gerekiyor:
Neden Antalya’nın bir “Dijital Doğa Anayasası” yok?
Neden yapay zekâ sadece daha fazla turist getirmek için değil, doğayı korumak için stratejik bir araç olarak kullanılmıyor?
Gelen turist tatil ister, tüketir, keyif alır. Bu doğal. Ama Antalya’nın asıl sahibi turist değil; doğanın kendisidir.
Eğer yapay zekâyı turizmin reklamcısı değil, doğanın avukatı olarak konumlandırırsak işte o zaman geleceğe dair ümidimiz olabilir.
Aksi halde elimizde, teknolojisi gelişmiş ama ruhu tüketilmiş bir şehir kalır.
Son Söz: Tatlı Konuşmayacağım
Yapay zekâ Antalya’yı kurtarabilir mi?
Evet, doğru amaçlarla kullanılırsa kurtarabilir.
Yanlış ellerde mi kalır?
O zaman yıkımı daha planlı, daha hızlı ve daha “akıllı” hale getirir.
Teknoloji tarafsızdır.
Niyet insana aittir.
Bugün elimizde altın bir anahtar var.
Bu anahtarla: ya sürdürülebilir, nefes alan bir Antalya açacağız ya doğayı tüketme sürecimizi profesyonelleştireceğiz.
Bu şaka değil. Gerçekten son şans olabilir. Yeter ki sadece rakamlara değil, kuruyan toprağa, azalan suya, susan ormana kulak verelim.
Çünkü bu şehir, turizmden önce doğaydı ve doğa kaybederse, turizm diye bir şey kalmaz.
Kendinize ve doğaya iyi bakın.