Aslında bitmiyor demek iyimserlik. Çünkü hiç bitmedi.

Sabah sekiz. Öğrenci servisleri yollarda. Aynı anda işe yetişmeye çalışan binlerce araç.

Herkes aynı caddeye, aynı kavşağa, aynı merkeze hücum ediyor.

Konyaaltı’ndan çıkan Muratpaşa’ya, Kepez’den çıkan merkeze, Aksu’dan gelen yine merkeze. Şehir tek akciğerle nefes almaya zorlanıyor.

Sonra ne oluyor?

Alt geçit yapılıyor.

Üst geçit yapılıyor.

Kavşak genişletiliyor.

Sonuç?

Alt geçitte de trafik var.

Çünkü mesele yol değil. Mesele akıl.

Antalya yıllardır tek merkezli bir şehir gibi yönetiliyor ama nüfus çoktan dağılmış durumda.

İnsanlar Kepez’de yaşıyor, Muratpaşa’da çalışıyor. Aksu’da oturuyor, Konyaaltı’nda çocuğunu okula bırakıyor.

Sabahları bu şehirde trafik yok; zorunlu göç var.

Herkesi aynı saatlerde, aynı yere çağırırsan yol yetmez.

Yetmesi de mümkün değil. Bunu hâlâ anlamamak ya büyük bir saflık ya da işine gelmemek.

Okullar aynı saatte başlıyor.

Kamu aynı saatte mesaiye giriyor.

Özel sektör aynı saatte kapıya yığılıyor.

Sekizle dokuz arası Antalya’ya adeta sıkıştırılmış bir konser çıkışı yaşanıyor. Sonra “trafik neden kilitlendi” diye şaşırıyoruz.

Toplu taşıma desen, var ama yok.

Yavaş, kalabalık, aktarması eziyet.

Kim arabasını bırakıp bunu tercih eder? Kimse.

Sonra dönüp vatandaşa kızıyoruz: “Herkes özel araçla çıkıyor.”

E çıkacak tabii. Çünkü başka seçenek gerçek bir seçenek değil.

Bir de şu meşhur alt geçit meselesi var.

Antalya’da ne zaman trafik artsa, çözüm hazır: Bir alt geçit daha.

Alt geçitler trafik çözmez. Sadece trafiği bir yerden alıp başka yere taşır.

Bunu bilmek için şehircilik profesörü olmaya gerek yok, biraz yaşamak yeter.

Gerçek çözüm ne mi?

Merkezi dağıtmak.

Büyük hastaneleri, kamu kurumlarını, eğitim yatırımlarını hâlâ merkeze yığarsan bu iş bitmez. Kepez kendi başına merkez olmazsa, Döşemealtı sadece “uyuma bölgesi” kalırsa, herkes her sabah arabaya binmek zorunda kalır.

Bir de kimsenin konuşmak istemediği mesele var:

Şehir merkezine özel araçla girmenin bir bedeli olmalı.

Park ucuz, yol bedava, araba kutsal olursa trafik de kader olur.

Avrupa şehirleri bunu yıllar önce yaptı. Biz hâlâ “bir kavşak daha” diye oyalanıyoruz.

Kısacası Antalya’nın sorunu asfalt değil.

Direksiyon değil.

Sürücü hiç değil.

Antalya’nın sorunu cesaretsizlik.

Zihniyet.

Ve günü kurtarmak.

Bu şehir yeni yol değil, yeni bir akıl istiyor.

O akıl gelene kadar da alt geçitlerde sıkışmaya devam ederiz.