Bir çocuğa, “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye soruyoruz. Doktor, mühendis, öğretmen, sanatçı, girişimci… Ama artık bu sorunun yanına bir yenisini koymak zorundayız…

“Büyüdüğünde nasıl bir dünyada yaşamak istiyorsun?”

Çünkü bugünün gençleri yalnızca geleceğin çalışanları olmayacak. Onlar, bugün bizim aldığımız kararların sonuçlarını en uzun süre yaşayacak kuşak olacak. Bizim tükettiğimiz suyu, kirlettiğimiz havayı, betonlaştırdığımız toprağı, yok ettiğimiz ormanları ve değiştirdiğimiz iklimi onlar devralacak. Bu nedenle gençleri iklim değişikliği konusunda bilinçlendirmek, onlara birkaç saatlik çevre eğitimi vermekten çok daha büyük bir mesele. Bu da geleceğin sorumluluğunu bugünden onlarla paylaşmak demek.

Dünyayı biz bozduk, ama onların yaşaması gerekecek

İklim krizini çoğu zaman uzak bir gelecek problemi gibi konuşuyoruz.

Oysa gelecek çoktan geldi.

Antalya'da aşırı sıcakları, orman yangınlarını, su kaynakları üzerindeki baskıyı, tarımsal üretimdeki değişimleri ve kıyılarımızdaki çevresel sorunları artık gündelik hayatımızın içinde görüyoruz.

Dolayısıyla gençlere “Dünyayı koruyun” demek yeterli değil.

Onlara “Bu dünyayı nasıl değiştireceğinize siz karar vereceksiniz.” Demek gerekiyor.

İşte bu nedenle Akdeniz Üniversitesi ile ATSO iş birliğinde gerçekleştirilen İklim Değişikliği Farkındalık Eğitim Programı'nı yalnızca bir eğitim programı olarak görmemek gerek.

Yüzlerce gencin başvurduğu, aralarından 25 kişinin seçileceği bu çalışma, aslında çok daha önemli bir fikri ortaya koyuyor…

Bu programla yüzlerce başvuru arasından seçilecek 25 genç, iklim krizinin çözümünde söz sahibi olmak için eğitimden iş dünyasına, bilim forumundan COP31’e uzanan bir yolculuğa çıkacak

Gençleri geleceğin seyircileri olmaktan çıkarıp geleceğin aktörleri yapmak, çevre bilinci, girişimcilik bilincidir

Belki de bugün gençlere anlatmamız gereken en önemli gerçeklerden biri, İklim krizinin yalnızca bir tehdit değil, aynı zamanda yeni bir ekonomik dünyanın başlangıcı olduğudur.

Enerjiden tarıma, turizmden ulaşıma, finanstan teknolojiye kadar hemen her sektör yeniden şekilleniyor.

Daha az enerji tüketen binalar…

Su tasarrufu sağlayan teknolojiler…

Atıkları yeniden ekonomiye kazandıran sistemler…

Karbon ayak izini azaltan üretim modelleri…

Sürdürülebilir tarım…

Temiz enerji…

Döngüsel ekonomi…

Yeşil finans…

Bütün bunlar yarının iş dünyasının yeni alanları.

Bu nedenle gençlere çevre bilinci kazandırmak, aynı zamanda onlara geleceğin girişimcilik alanlarını göstermek anlamına geliyor. Belki bugün bir üniversite öğrencisinin geliştirdiği küçük bir fikir, yarın Antalya'nın su sorununu çözen bir teknolojiye dönüşecek. Belki başka bir genç, turizm sektörünün karbon ayak izini azaltacak bir girişim kuracak. Bir başkası plastik atıkları ekonomik değere dönüştürecek.

Bir başkası tarımda su kullanımını azaltacak bir sistem geliştirecek, burada bir parantez açmadan geçemeyeceğim; tıpkı bir zamanlar Tecelli Sercan Sırma’nın damlama sulama sistemini ilk kez Türkiye’ye ve Antalya’ya getirip tanıtması gibi.

İşte asıl mesele burada yatıyor…

Gençlerden yalnızca dünyayı korumalarını değil, dünyayı iyileştirecek çözümleri üretmelerini istemeliyiz.

Programda gençlerden “Geleceğin Antalya'sı” temasıyla projeler geliştirmelerinin istenmesi bu açıdan son derece değerli.

Çünkü Antalya'yı en iyi tanıyanlardan biri, bu kentte yaşayan gençler. Onlar aynı anda turizmin, tarımın, betonlaşmanın, trafik sorunlarının, su kaynaklarının, sıcaklık artışlarının ve çevresel baskıların içinde yaşıyor. Dolayısıyla onların Antalya'ya ve yaşayacakları dünyaya ilişkin hayalleri yalnızca birer öğrenci projesi olarak görülmemeli.

Belki de bu projelerin içinden kentin geleceğine ilişkin gerçek politika önerileri çıkabilir.

Bir belediye bunlardan yararlanabilir.

Bir şirket bir fikri yatırım projesine dönüştürebilir.

Bir genç kendi fikrini girişime dönüştürebilir.

Bir üniversite yeni bir araştırma alanı açabilir.

İşte eğitim ancak o zaman gerçek anlamda toplumsal değer üretir.

Yetişkinlerin gençlere sürekli olarak ne yapmaları gerektiğini söylediği bir dünyada yaşıyoruz.

Artık Gençlere “Siz değiştirin, hayal ettiğiniz dünyayı tasarlayıp işe girişin.’’demenin zamanı.