Önce benim için çok önemli bir tarihi yâd edeceğim. Tesadüflerden, birincisini yazacağım.
Babamı 21 Eylül 2009'da kaybetmiştik.
86 yaşındaydı...
Aşama aşama gelmiştik, o güne...
Demans, alzheimer belaları ile ailece, cümbür cemaat uğraşmıştık, son iki yılında...
Güzel insan, mücadelemize, başlangıçta munis haliyle ve gülümseyerek destek verdi.
Sonra yatağa mahkum oldu...
Çaresizdi, çare aradık hepimiz...
Geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıktığımızın da bilincindeydik...
Son olarak, hep severek yaptığı, büyük haz duyduğu görevi yerine getirdi.
Bir bayram sabahı, ailesini kahvaltı masasının etrafına topladı.
Kendisi sürekli yataktaydı. Bir buçuk sene, değil ayağa kalkmak, oturarak su bile içememişti..
O gün, uzaktan, yakından koşup gelen canlarını, "ruhen" izledi.
Mutlu olduğunu hissetmiştim!
Kahvaltı henüz bitmemişti, babacığımın nefesi tükendi. Öyle böyle de olsa, yanımızdaydı, bir daha buluşmamak üzere uçup gitti...
Hüzünlü bir veda yaşamıştık.
Babamın ölüm yıldönümü geldi yine!
Dile kolay 17 yıl geçivermiş...
Hiç dikkatimi çekmemişti.
"21 Eylül" Dünya Alzheimer günü imiş!
Vallahi, geçtiğimiz günlerde gazetede okudum.
Tesadüfün böylesi dedim geçtim!
Gelelim, ikinci tarihi vak'aya...
Ben, 3 Aralık doğumluyum.
Yaşamım süresince, zorluğu paylaşmak isteyen tüm engelli kardeşlerimle birlikte olmaya özen gösterdim.
Onlarla vakit geçirebilmek için, özel bir çaba içinde oldum!
Harika muhabbetler ederiz, dili olup konuşamayan dostlarımla, gözü olan azıcık gören ya da göremeyen, eli, kolu, bacağı protezle, bedenine yapışan arkadaş ve kardeşlerimle, can cana, kan kana, yan yana oluruz.
Her birine yakın dururum. Göz, kulak, dil olurum. Eli tutmayana el uzatırım, kolu bacağı olmayanın, koltuk altına girerim.
Onlarla, saatlerce oturur, sohbetler ederiz.
Hepimizin vücut fonksiyonları canlanır, atılan kahkahalardan çok etkilenir, bir farklı boyuta geçeriz adeta!
Keyifli anlarımızda, gözlerimiz dalar, kulaklarımız daha iyi duyar. Ben de dokuz ay ön günümü tamamlarım, dost muhabbetleri gerçekleşirken.
Çoğu zaman, çocuklaşırız, her dakikayı coşkulu geçirdiğimiz için bazen mahcubiyet de yaşarız.
Etrafımıza verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı herkesten de özür dileriz.
Biz, her buluşmamızda bir kişi artarız. Şenlik alanı gibi olur, ortamlarımız.
İlginç bir tesadüf daha!
3 Aralık, Dünya Engelliler günü...
Hepimizin, tatlı paylaşımlarla, duygulandığı, dayanışma içinde olduğu günün adı....
Can kardeşlerime, o buluşmalarda gülümseyen gözlerle, tatlı dille,
"Ben 7 aylık doğmuşum.
Allah'ım lütfetmiş, prematüre bebek olarak zorlukla tutunmuşum hayata.
Doktor amcam Süleyman Hacıhabiboğlu, anacığım, anneanneciğim ve babacığım sayesinde o günleri atlatmış, bu yaşıma da gelmişim.
Bende engelli sayılırım.
Ne mutlu bana, eksiğimi görmediniz, beni aranıza aldınız" demişimdir!
Benim kendimle barışık olma halim, Ufuk, Mustafa ve Ersin'in çok hoşuna gider...
Yaşamı olduğu gibi kabullenenlerin sayısı bir arttığı için de pek mutlu olurlar...
70 yaşını geçiyorum artık!
Halâ birşeylerle uğraşmaktayım.
"Unumu eleyip, eleğimi astım" demek gelmiyor içimden...
Yüreğim, yaşıma uygun heyecanla ve güçlü atıyor diyebilirim.
Çocuk ve Gençlerle birlikteyim.
Futbolun eğitim, öğretimle ilgili tarafındayım ve destek veriyorum.
Zeki, çevik sporcular yetişsin diye fedakarlıklarda bulunuyorum.
Ahlâklı kalmaları için uyarılar yapıyorum.
Atatürk'ün evlatlarının çoğalmasını istiyorum.
Yukarıda bahsettiğim,
Can Dostlarımla huzur dolu saatler geçiriyoruz.
Hastaların dertlerine derman olacaksam, şifa için çare arayıp koşturacaksam, ah vah demeden, onların koluna takılıyor, aile hekimliğine, hastaneye bir an önce gitmeleri için kılavuzluk yapıyorum.
Son zamanlarda, sağlığımı korumak için, daha özenli davranıyorum.
Hastalık hastası falan değilim, ufak tefek rahatsızlıklar yaşıyorum.
Adına rutin kontrol dediğim, teferruatlardan yararlanıyorum...
Emekliyim fakat emeklemiyorum.
Yaş alıyorum, yaşlanmıyorum...
Anlayacağınız, kimi zaman hızlı adımlarla yürüyor, bazen de sıkıntımı, sorunumu unutup, koşuyorum.
Anacığım ve Babacığım, gereksiz beklentiler içinde olmadılar...
Mazbut kişiler olarak yaşadılar.
"Evlatlarımız büyüyecek, yaşlılığımızı onlarla geçireceğiz. Bizimle olacaklar, bize bakacaklar” gibi laflar etmediler.
Hayal de kurmadılar...
Annem ev hanımıydı, babam çalıştı ve evimiz için elde ettiği tüm kazancı bizlere harcadı.
Ellerindekinin hemen hemen tamamını, çocuklarına, torunlarına verdiler...
Para onlar için değersizdi. El kiriydi.
Ama maddiyatsız hiçbir şey yapılamayacağını bilirlerdi, ayaklarını yorgana göre de uzatırlardı. Mütevazı yaşadılar...
Önce, "çocuklarımız, servetimiz" diyen bu mukaddes varlıklar, sonra "torunlarımız yaşamımız boyunca kazandığımız en değerli hazinemiz" dediler.
Tavsiyelerde bulunarak yazımı noktalamak istiyorum.
Anacığım, çirkin hastalığın pençesine düşen babacığım için, olağanüstü gayret sarf etmişti.
Sürekli yatan eşine, şefkat dolu yüreğiyle çok iyi baktı.
Evlatları yakınındaydı, bazen yanında olamadılar!
Genellikle onların yanına, "gelin dendiğinde" koşabildiler...
Aylarca yoruldu.
Mel'un hastalık, bulaşıcı değildi fakat anneme de geçti!
Babacığımın yanıbaşında, geceli gündüzlü oturan anacığımı da, epey tedavi görmesine rağmen bu hastalık sonucu, 16 Şubat 2016'da kaybettik. 80 yaşındaydı o da uçtu gitti. Anacığımı çok severdim.
O gün, tüm dünyada Sevgililer Günü olarak kutlanmakta!
Tesadüfe bakar mısınız!?
Yanyanalar...
Huzurlular...
Işıklar içinde uyumaktalar...
Çevremde, gülümsemeyi unutan, içine kapanıp, konuşmayan insanları görüyorum...
Yürü evde, cimnastik yap derdim anacığıma...
Tuzu, şekeri, unlu mamülleri azaltmasını, bol bol da su içmesini söylerdim…
Mutfakta ya da babamın başındayken, tutkulu olduğu, sanat müziğinin, hicaz, hüzzam, nihavent, rast makamlarının herhangi birisinden, bir şarkıyı okumasını isterdim.
Üzülecek konular bulmamasını, gereksiz şeylerle uğraşmamasını, gülümseyecek, gülümsetecek işler yapmasını, candan dostlarla muhabbet ederek zaman geçirmesini telkin ederdim.
Anacığım, babacığım bugün yaşasaydı...
Etrafındaki tüm canlara,
"Her yaşı tadında, çok güzel, çok iyi ve zevk alarak yaşayın evlatlar" diye seslenirlerdi.
Sağlıklı ve esen kalın..