Bir önceki yazıda konuyu anlatmış, talepleri de dile getirmiştik.

Konu, Güzle bölgesinde kurulan güneş enerji santralinden üretilecek elektriğin taşınması için planlanan enerji nakil hattının 3-4 kilometre daha öncesinden yeraltına alınarak, yürüyüş rotalarını etkilememesiydi. Bu konuda yapılan planlamanın ayrıntılarının açıklanmaması ve 26 Temmuz'da Geyikbayırı Yaşam Platformu, hattın yer altından geçirilmesi veya güzergâhının değiştirilmesi talebiyle imza kampanyası başlatmasıydı. Şimdi anlatmaya devam edelim. Konu ne kadar ayrıntılarıyla, açıkça bilinirse, spekülasyonlar yer bulamaz.

Tepki Temmuz sonunda görünür oldu

Enerji nakil hattına yönelik kamuoyu tepkisinin geniş biçimde görünür hâle gelmesi Temmuz 2026'nın son haftasında gerçekleşti.

26 Temmuz'da Geyikbayırı Yaşam Platformu, hattın yer altından geçirilmesi veya güzergâhının değiştirilmesi talebiyle imza kampanyası başlattı.

29 Temmuz'da bölge sakinleri, turizm işletmecileri, sporcular ve doğaseverlerin katıldığı farkındalık eylemleri gerçekleştirildi.

30 ve 31 Temmuz'da ise tartışma daha geniş bir kamuoyu gündemine taşındı.

Geyikbayırı Yaşam Platformu ve destek veren kesimler, taleplerini açık biçimde ortaya koydu,

‘’Enerjiye hayır değil, güzergâhın yeniden değerlendirilmesine evet.’’ Dediler.

Bu ayrımı doğru okumak gerekiyor. Çünkü Antalya'nın enerjiye ihtiyacı var.

Türkiye'nin yenilenebilir enerji yatırımlarına ihtiyacı var. Ama Antalya'nın doğasına ve turizm değerlerine de ihtiyacı var.

Birini seçmek zorunda değiliz.

Geyikbayırı sıradan bir arazi değil…

Bir planlama masasının üzerinde Geyikbayırı yalnızca bir koordinat noktası gibi görünebilir.

Ama gerçekte öyle değil.

Burası Antalya'nın dünyaya açılan doğa turizmi kapılarından biri.

Kayalıkları, yüzlerce hatta bini aşkın tırmanış rotası, kamp alanları, küçük işletmeleri ve uluslararası tırmanış topluluğu ile Geyikbayırı, Antalya'nın klasik deniz-kum-güneş turizminin dışında geliştirdiği en önemli alternatif turizm merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Yerel açıklamalarda bölgeye yılda yaklaşık 25–30 bin yabancı ziyaretçinin konaklama amacıyla geldiği, ayrıca 10–20 bin civarında günübirlik ziyaretçi bulunduğu ifade ediliyor. Bu rakamların bağımsız bir resmî turizm istatistiğiyle ayrıca doğrulanması gerekiyor; ancak ortaya koyduğu gerçek değişmiyor:

Geyikbayırı'nın ekonomik değeri, yalnızca tarla veya arazi değerinden ibaret değil. Burada kamp işletmesi var. Pansiyon var. Restoran var. Rehberlik hizmeti var. Tırmanış turizmi var.

Ve en önemlisi, yıllar içinde oluşmuş bir uluslararası marka değeri var.

Bir direğin maliyetini hesaplamak kolaydır.Bir kablonun maliyetini de.

Peki Geyikbayırı'nın doğal görüntüsünün ve turizm markasının kaybını hangi hesap tablosuna yazacağız?

Asıl sormamız gereken soru ise, alternatifler gerçekten değerlendirildi mi?

Geyikbayırı tartışmasının düğüm noktası tam burada.

Eğer mevcut güzergâh en uygun ve tek seçenekse, bunun teknik gerekçesi kamuoyuna açıklanmalıdır.

Eğer alternatif bir güzergâh varsa, neden seçilmediği anlatılmalıdır.

Eğer hattın yer altına alınması teknik olarak mümkün değilse, bunun mühendislik gerekçesi paylaşılmalıdır.

Eğer mümkündür ama maliyeti daha yüksekse, o zaman da şu soru sorulmalıdır;

Kısa vadeli yatırım maliyeti mi daha önemlidir, yoksa Geyikbayırı'nın onlarca yıl boyunca taşıyacağı turizm ve doğa değeri mi?

Kamuoyunun şu anda ihtiyacı slogan değil.

Bilgi. Harita. Teknik rapor. Alternatif güzergâh çalışması. Çevresel etki değerlendirmesi.

Ve en önemlisi, açık bir açıklama.

Burada sözler birbirine karışmamalı. Geyikbayırı Yaşam Platformu, proje için kamuoyunun katılımını sağlayacak kapsamlı bir ÇED sürecinin işletilmediğini savunuyor.

Ancak bu noktada kesin hüküm vermek için projenin tüm idari ve çevresel dosyasının görülmesi gerekiyor.

Çünkü enerji projelerinde farklı proje bileşenleri farklı idari ve çevresel değerlendirme süreçlerine tabi olabiliyor.

Bu nedenle bugün için söylenebilecek en doğru cümle; Kamuoyunda, projenin hangi çevresel ve idari değerlendirmelerden geçtiğine ilişkin yeterli açıklık bulunmuyor. Cümlesidir.

Bu açıklık sağlanmalıdır. İlgili kurumlar, proje sahibi ve yetkili kuruluşlar kamuoyuna şu soruların cevabını vermelidir. Proje ve enerji nakil hattı ilk kez hangi tarihte planlandı?

Güzergâh hangi tarihte belirlendi?

Hangi kurumların görüşü alındı?

Hangi izinler verildi?

Alternatif güzergâhlar masaya yatırıldı mı?

Yer altı kablolaması teknik olarak incelendi mi?

İncelendiyse neden tercih edilmedi?

Yerel halk ve turizm işletmeleri hangi aşamada bilgilendirildi?

Bu sorular bir yatırım düşmanlığı değildir.

Tam tersine, iyi planlama talebidir.

Antalya artık eski Antalya değil

Bugün soru, “Buraya bir şey yaptığımızda neyi kaybedebiliriz?”

Çünkü Antalya artık yalnızca boş arazilerin ve yeni yapılaşma alanlarının bulunduğu bir kent değil. Her doğal alanın bir turizm değeri var.Her derenin bir ekolojik değeri var.Her kayalığın bir spor turizmi potansiyeli olabilir. Geyikbayırı bunun en somut örneği.

Antalya bir taraftan “dört mevsim turizm” hedefinden söz ederken, diğer taraftan bu hedefi mümkün kılan alanları korumak zorunda. Deniz turizmi üç-beş aylık olabilir.

Ama kaya tırmanışı, yürüyüş, kamp ve doğa turizmi Antalya'yı yılın daha geniş bir döneminde yaşatabilecek sektörlerdir. Bu nedenle Geyikbayırı'na yalnızca enerji hattının geçeceği bir arazi olarak bakmak, Antalya'nın geleceğini eksik okumaktır.

“Enerji mi, doğa mı?” tercihi en büyük yanlış. Bence bu tartışmanın en büyük yanılgısı da burada saklı.

Birileri meseleyi mutlaka ikiye ayırmak, insanları bölüp birbirine düşürmek isteyecek…

Enerji isteyenler… Ve doğayı korumak isteyenler.

Oysa Geyikbayırı'nın verdiği mesaj,“Hem enerji olsun hem Geyikbayırı kalsın.”

yüzyılın planlama anlayışı da zaten bu olmalı.

Şimdi top yetkililerde.

Geyikbayırı halkı sesini duyurdu.İmza kampanyası başlatıldı.Basın açıklamaları yapıldı.

Konu Antalya'nın gündemine taşındı.

Şimdi sıra, yalnızca vatandaşların değil, karar vericilerin konuşmasında. Proje sahibi şirketin, Enerjiyle ilgili kurumların,Konyaaltı Kaymakamlığı'nın,Antalya Valiliği'nin,

Yerel yönetimlerin, ilgili çevre kurumlarının.

Kamuoyunun talebi aslında çok büyük değil.

Güzergâhı açıklayın.

Planlama sürecini açıklayın.

Alternatifleri açıklayın.

Ve eğer Geyikbayırı'nın doğal dokusunu koruyacak bir çözüm mümkünse, o çözümü neden hayata geçirmediğinizi ya da geçireceğinizi anlatın. Çünkü bugün Geyikbayırı'nda yalnızca yedi direğin, üç kilometrelik bir hattın ya da birkaç kilometrelik yer altı kablosunun tartışması yapılmıyor.

Antalya'nın gelecekte nasıl planlanacağı tartışılıyor.

Bir kent, en pahalı yatırımı yapmak zorunda değildir.

Ama en akıllı yatırımı yapmak zorundadır.

Ve bazen en büyük kalkınma hamlesi, bir yere yeni bir şey yapmak değil; orada zaten var olan değeri kaybetmemektir.

Geyikbayırılılar enerjiye karşı değil

Onların sorusu ,“Enerji mutlaka buradan geçmek zorunda mı?”

Bu sorunun cevabını artık yalnızca Geyikbayırı değil, bütün Antalya bekliyor