Bazen bu köşeyi dertleşmek için kullandığım bir özgürlük alanı olarak görebilirsiniz. Zaten yazmaya başlama amaçlarımdan biri de buydu. Bugün de müsaadenizle bu şımarıklığı kullanmak istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde 41 tarım firmasına yönelik bir operasyon yapıldı. İçlerinde tanıdığım insanların da bulunduğu firmalar hakkında çeşitli iddialar ortaya atıldı.
Baştan söyleyeyim: Ortada bir usulsüzlük varsa sonuna kadar gidilsin. Şişirilmiş fatura kesen, vergi kaçıran, piyasayı hukuka aykırı biçimde manipüle eden varsa kimsenin gözünün yaşına bakılmadan hesabı sorulsun.
Benim derdim başka.
Operasyonun ardından televizyon ekranlarında yine o meşhur "her şeyi bilenler" ortaya çıktı.
Ekonomiyi biliyorlar, hukuku biliyorlar, dış politikayı biliyorlar; şimdi tarımı da biliyorlar!
Halde ürün 8 liraymış, şişirilmiş faturalar kesilmiş... Aynı tohum maliyetiyle üretiliyormuş... Üç gün sonra hasat edilince maliyet nasıl değişiyormuş... Üreticiden şu fiyata çıkan ürün markette nasıl bu fiyata satılıyormuş...
Anlatıyorlar da anlatıyorlar.
Tarım konusunda yıllardır benzer şehir efsanelerini dinliyoruz. Antalya'dan çıkan hıyarın İstanbul'a gidene kadar büyüdüğünü de anlattılar, hibrit tohumun kısır olduğunu da, aşılı karpuzun tatsız olduğunu da...
Şimdi sıra tarım ekonomisine geldi.
Ben yıllardır bu sektörün içerisindeyim. Ziraat mühendisiyim. Buna rağmen hâlâ öğrenmeye, üreticiyi dinlemeye, sahayı takip etmeye ve yaptığım analizleri sorgulamaya çalışıyorum.
Ama arkadaşlarda maşallah böyle bir endişe yok.
Hayatında seraya girmemiş, toprağa dokunmamış, sabahın köründe hale gitmemiş, üreticinin nasıl borçlandığını, komisyoncunun üretimi nasıl finanse ettiğini, marketlerin ödeme vadelerini bilmeyen insanlar birkaç televizyon programında tarım ekonomisini çözüyor.
41 firma Türkiye tarımını yönetiyorsa vay halimize!
Eğer bu 41 firma Türkiye'deki tarımsal piyasayı istediği gibi yönlendirebilecek kadar güçlüyse asıl sorulması gereken başka sorular yok mu?
Bu güç nasıl oluştu?
Yıllardır kim denetledi?
Ticaret Bakanlığı, mali denetimler ve kamu yönetimi bu sistemin neresindeydi?
Hal Kanunu'nu çiftçiler çıkarmadı. Sistemi komisyoncular kurmadı. Denetimi de üreticiler yapmıyor.
Biz yıllardır Hal Kanunu'nun ve mevcut sistemin değişmesi gerektiğini söylüyoruz. Ama bütün sorunları birkaç firmaya yükleyip sistemin kendisini tartışmamak kolaycılıktır.
Domates market rafına ışınlanmıyor
Bir başka kolay hesap: "Üreticide 10 lira, markette 40 lira. Arada yüzde 300 fark var!"
İyi de o domates tarladan market rafına ışınlanmıyor.
Hasadı, işçiliği, ambalajı, nakliyesi, firesi, komisyonu, finansman maliyeti, vadeli ticareti ve tahsilat riski var.
Elbette bu zincirde sorgulanması gereken çok şey var. O zaman zincirin tamamını konuşalım.
Büyük market sermayesinin gücünü, tedarikçiye uygulanan vadeleri, raf bedellerini, ticari koşulları da konuşalım. Üreticinin daha fideyi dikmeden neden borçlandığını da konuşalım.
Tarım üç rakamı yan yana koyarak açıklanabilecek bir sektör değil.
Donu var, dolusu var, hastalığı var, zararlısı var. Bugün 30 liraya sattığınız ürünün haftaya 10 liraya düşme ihtimali var.
Kağıt üzerindeki tarımla sahadaki tarım aynı değil.
Yanlış yapan varsa hesabını versin. Kimseyi korumaya gerek yok.
Ama bütün bir sektörü birkaç kişinin olası yanlışları üzerinden suçlamak da doğru değil.
Asıl mesele biraz da şu: Bu ülkede "Bilmiyorum" diyebilmek giderek zorlaşıyor.
Tarımı bilmemek ayıp değil. Hal sistemini, bitkisel üretimi veya tarımsal finansmanı bilmeyebilirsiniz.
Ama bilmediğiniz bir konuda milyonlarca insana kesin hükümlerle yanlış bilgi vermek başka bir şey.
Yüksek sesle konuşmak insanı haklı, televizyona çıkmak da uzman yapmıyor.
Tarımın zaten yeterince sorunu var.
Bir de hayatında seraya girmemiş insanların ekranlardan tarımı kurtarmaya çalışmalarını izliyoruz.
Tarımı kurtarmadan önce keşke biraz tarımı öğrenseler.