Zor yaz bitmek bilmiyor! Antalya son yılların en zor yazlarından birini yaşadı, hatta hala yaşıyor. Turizmde beklenen olmadı. Ana hatlar dahil şehir delik deşik. Her yer kazılıyor ve toz toprak içinde.
ASAT boru patlaklarını önlemek için yeraltı kaçakları olmasın diye boruları yeniledi özellikle Konyaaltı’nda daha çok su patlakları göze çarpmaya başladı. Plastiler, mikro plastiler, denize akan atıklar derken deniz kirliliği haberleriyle öne çıktı Antalya. Manavgat yangını gibi olmasa da orman yangınlarıyla boğuştu Antalya. Sıcaklık ve nem temmuz, ağustos ayında halkı boğdu. Gelen şikayet edip kaçtı. Son olarak Aksu da başlayan yangın hala sıçrayarak sürüyor.
Üstelik Yaz bitti deniyor, eylül geldi sonbahar başladı ama Antalya’nın zor yazı bitmedi. Aksu bölgesi ve kundu bölgesinde COP31 Zirvesi için imar değişiklikleri yapıldı. Bölgede hummalı bir çalışma sürüyor, öyle ya yıllardır zamanında dünya para harcanan EXPO alanı COP31 İçin yeniden dizayn ediliyor ve tabii ki yine dünya paralara. Acaba yangınların bununla ilgisi var mı diye düşünmeden edemiyor insan. Türkiye’de alıştık her yangın bir rant getiriyor. Bu şüphe kafalarımıza yer etti. Çiftçi perişan. Hayvanlar can verdi. Yaşam savaşı sürüyor…
Yeşil gitti, boz bir kül yığını bıraktı. Hayatlarımızdaki umutlar da, sevinçler de bu küller gibi soldu, bozlaştı. COP31 kasım ayında değil de bu günlerde olsaydı zirvedekiler yangınların ışığında, ısısında Antalya’da ne hissedeceklerdi, hem de ne yaman çelişki annem dizelerini hatırlatacak, iklim değişikliği tanıklığında.
Takvim eylülü gösteriyor, meteoroloji sonbaharı işaret ediyor. Ama Antalya için yaz bitmedi. Çünkü bazı yazlar takvimle değil, yaşananlarla biter. Bu yaz Antalya’nın üzerine yalnızca sıcaklık değil; toz, duman, su, yangın, beton ve kaygı çöktü.
Turizmde otel dolulukları %90’ı aşsa da kentin yerlileri için tablo farklıydı. Kazılmış yollar, bitmeyen altyapı çalışmaları, su kesintileri, kanalizasyon kokuları… Antalya adeta bir şantiye kentine dönüştü. ASAT’ın Konyaaltı’na yaptığı milyarlarca liralık yatırımlar elbette gerekliydi. Ama vatandaşın sorduğu soru hâlâ ortada…
‘’ Bir kentin altyapısını yenilemek ile o kenti yaşanmaz hale getirmek arasındaki sınırı kim belirliyor?’’
Antalya’nın en büyük sermayesi olan deniz, artık yalnızca mavi değil; plastik, köpük ve atıklarla dolu. Manavgat’ın acısı hafızalardan silinmeden yeni yangınlar çıktı. Aksu, Karaöz, Yeşilkaraman… Evler, seralar, hayvan barınakları tehdit altında kaldı. Yangın yalnızca ağaçları değil, insanın geleceğe dair duygusunu da yaktı.
Bir çiftçi için yanan tarla yalnızca toprak değildir. Bir hayvanın ölümü yalnızca bir kayıp değildir. Bunlar bir hayat hikâyesidir, bir kentin hafızasıdır.
COP31 Çelişkisi
Kasım ayında Antalya, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31)’e ev sahipliği yapacak. Dünya liderleri kuraklığı, yangınları, sürdürülebilir şehirleri konuşacak. Ama zirvenin yapılacağı EXPO Center’ın birkaç kilometre ötesinde hâlâ ormanlar yanıyor.
EXPO 2016’nın atıl kalmış alanı şimdi yeniden düzenleniyor. “Mavi Bölge” ve “Yeşil Bölge” planları yapılıyor. Yeni yollar, yeni imar değişiklikleri gündemde. Peki bu yatırımlar zirveden sonra Antalyalıların hayatına ne katacak? Kamu yararı nasıl korunacak? Şeffaflık sağlanmazsa şüphe büyüyecek.
Turizmin gölgesinde kalan tarım, Antalya’nın hayat damarlarından biri. Bir sera yandığında yalnızca plastik örtü değil, bir ailenin emeği yanıyor. Bir hayvan öldüğünde yalnızca bir canlı değil, bir üreticinin düzeni yok oluyor. Üstüne bir de boğucu sıcaklık ve nem ekleniyor. Turist tatilini bitirip gidiyor. Peki biz Antalya halkı nereye gideceğiz?
COP31 yalnızca bir organizasyon değil, Antalya’nın kendisine bakacağı bir aynadır. Dünya liderlerine iklim krizini anlatırken biz kendi ormanlarımızı koruyabiliyor muyuz? Beton baskısından kurtulabiliyor muyuz? Su kaynaklarımızı gerçekten koruyabiliyor muyuz?
Bu soruların cevabı zirveden sonra belli olacak. Çünkü zirveler biter, bayraklar sökülür, kürsüler kaldırılır. Ama orman kalırsa kalır, deniz kalırsa kalır, toprak kalır, çiftçi kalır, Antalyalı kalır.
Antalya’nın zor yazı bitmedi. Çünkü bu yaz yalnızca sıcaklık değil, umutlarımız da kül oldu. Ama belki de tam burada yeni bir başlangıç mümkün. COP31, Antalya için bir sınavdır. Dünyaya yalnızca parlatılmış fuar alanlarını değil, külleri de göstermeliyiz.
Asıl mesele, biz bu dünyayı gerçekten değiştirmek için mi buradayız, yoksa yalnızca değişen dünyanın fotoğrafını çekmek için mi? Antalya’nın cevabı, COP31 bittikten sonra ortaya çıkacak.