Bugün yalnızca bir zaferi değil; bağımsızlığımızı, vatanımızın bütünlüğünü ve bir milletin kendi geleceğini belirleme iradesini kutluyoruz.30 Ağustos; umudun, cesaretin ve özgürlüğün tarihidir.
Bize bırakılan en büyük miras, yalnızca bir vatan değil; kendi geleceğimizi kendi ellerimizle kurma sorumluluğudur. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızı minnetle anıyor, 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutluyorum.
30 Ağustos…
Bir milletin “artık kendi geleceğimize kendimiz karar vereceğiz” dediği gün. Bu nedenle 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı yalnızca bir askerî zaferin yıl dönümü olarak okumak, bu büyük tarihin anlamını daraltmak olur. 30 Ağustos, aynı zamanda bir vatan fikrinin yeniden kurulmasının simgesidir.
Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlanmasının ardından yalnızca bir savaş kazanılmadı. Bir ülkenin geleceğine ilişkin söz hakkının başkasına bırakılamayacağı ilan edildi. Bugün 30 Ağustos'a baktığımızda gençlere sorulması gereken soru da belki artık budur.
“Size bırakılan vatanı nasıl koruyacak, nasıl geliştirecek ve gelecek kuşaklara nasıl teslim edeceksiniz?”
Çünkü vatan yalnızca sınır çizgilerinden oluşmaz. Vatan; topraktır, sudur, ormandır, denizdir, kenttir, tarım alanıdır, üretimdir, ekonomidir, kültürdür, bilimdir ve en önemlisi, üzerinde yaşayan insanların geleceğe ilişkin ortak iradesidir. İşte bugün “vatan” kavramını yeni kuşaklar için yeniden düşünmek zorundayız. Yeni bir vatan fikrine ihtiyacımız var.
Bir asır önce vatanı savunmak, işgal altındaki toprakları bağımsızlığa kavuşturmak anlamına geliyordu. Bugün ise vatanı savunmanın biçimleri değişiyor. Bir ülkenin suyunu korumak da vatanı savunmaktır. Ormanını korumak da, tarım toprağını korumak da, denizini temiz tutmak da, kentlerini yaşanabilir kılmak da, ekonomisini dış şoklara karşı dayanıklı hale getirmek de, bilim üretebilmek de, gençlerine nitelikli iş yaratabilmek de.
Dolayısıyla bugün gençlerin önüne yalnızca geçmişin vatan anlayışını koymak yetmez.
Onlara geleceğin vatanını tasarlama sorumluluğu vermeliyiz.
Çünkü onların yaşayacağı Türkiye, bizim bugün tasarladığımız Türkiye olacak.
Bağımsızlık. Bir ülkenin gerçek anlamda bağımsız olabilmesi, geleceğini kendi kararlarıyla kurabilmesine bağlıdır. Bugünün dünyasında iklim değişikliği ise ülkelerin ekonomilerini, tarımını, enerji politikalarını, su kaynaklarını ve hatta göç hareketlerini doğrudan etkileyen bir mesele haline gelmiştir.
Suya erişemeyen bir ülke bağımsız olabilir mi?
Enerjide tamamen dışa bağımlı bir ekonomi ne kadar özgür hareket edebilir?
Tarım toprağını kaybeden bir ülkenin gıda güvenliği ne olur?
İklim krizinin etkileri nedeniyle yaşam alanları değişen insanların oluşturduğu göç hareketleri, ülkelerin sosyal yapısını nasıl etkiler?
Bunlar artık geleceğin değil, bugünün soruları. Dolayısıyla gençlerin iklim konusunda bilinçlenmesi, yalnızca “çevreci olmak” değildir. Yeni çağın bağımsızlık anlayışını öğrenmektir.
Antalya'da 25 genç neden önemli?
Tam da bu nedenle Akdeniz Üniversitesi Sosyal Politika ve Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ASPAG), İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Antalya Ticaret ve Sanayi Odası'nın (ATSO) birlikte gerçekleştirdiği İklim Değişikliği Farkındalık Eğitim Programı sıradan bir eğitim çalışması olarak görülmemeli.
Programa 18-24 yaş arasındaki gençlerden yüzlerce başvuru geldi. Şimdi bu gençler arasından 25 kişi seçildi.
Bu 25 genç iklim değişikliği, sürdürülebilirlik, yeşil ekonomi, iklim hukuku, karbon ve su ayak izi gibi konularda eğitim alacak; iş dünyasıyla buluşacak ve Antalya'nın geleceğine ilişkin projeler geliştirecek.
Bence burada asıl önemli olan 25 kişinin seçilmesi değil. Bu 25 gence hangi sorumluluğun verileceği. Çünkü onlara aslında şunu söylemek gerekiyor; “Geleceğin Antalya'sını siz tasarlayacaksınız.”
Bu cümle bir eğitim programının sloganından çok daha fazlası olmalı.Bir görev olmalı.
Çünkü vatan, üzerinde yaşayacağımız dünyadır, gençlerden sürekli olarak geleceğe hazırlanmalarını istiyoruz.
İyi eğitim alın.
Meslek sahibi olun.
Kariyer yapın.
Girişimci olun.
Ama bir şeyi yeterince konuşmuyoruz… Nasıl bir dünyada yaşayacaksınız?
Sıcaklıkların arttığı, su kaynaklarının azaldığı, orman yangınlarının çoğaldığı,kıyıların baskı altında olduğu, tarımın dönüşmek zorunda kaldığı, enerji sistemlerinin değiştiği, ekonomik ilişkilerin yeniden kurulduğu bir dünyada gençlere yalnızca mevcut meslekleri öğretmek yeterli mi?
Bence değil. Onlara değişen dünyanın kendisini anlamayı öğretmeliyiz.
Belki de yeni kuşağın vatan anlayışı bizimkinden daha geniş olmak zorunda.
Onlar için vatan yalnızca “nerede doğduğunuz” değil; nerede ve nasıl yaşayacağınız sorusunun cevabı olmalı.
Temiz suya erişebildiğiniz, sağlıklı gıda üretebildiğiniz, temiz havayı soluyabildiğiniz, denize girebildiğiniz, ormanlarınızı koruyabildiğiniz, bilim üretebildiğiniz, özgürce düşünebildiğiniz,
üretebildiğiniz, emeğinizin karşılığını alabildiğiniz, dünyayla rekabet edebildiğiniz bir ülke…
İşte yeni vatan fikri biraz da budur.
Ve bu vatanı gençlerin tasarlaması gerekiyor.
30 Ağustos'un ruhunu gençlere aktaracaksak onlara yalnızca “geçmişte neler olduğunu” anlatmamalıyız. “Bugün sizin göreviniz nedir?” sorusunu da sormalıyız.
Bir asır önce gençler bağımsızlık mücadelesinin parçasıydı. Bugünün gençlerinin mücadelesi ise artık farklı.
30 Ağustos bize bir milletin kendi geleceğini kendi iradesiyle kurabileceğini gösterdi. Bugün gençlere bırakmamız gereken miras ise yalnızca bu tarih bilinci yanında, onlara geleceği kurma cesareti de vermeliyiz.
Çünkü vatanı korumak, yalnızca sınırlarını korumak değildir.
Belki de 30 Ağustos'un bugün gençlere söyleyeceği en güçlü cümle şudur:
“Bu ülkenin geleceği size yalnızca emanet değil; sizin sorumluluğunuzda.
İşte bizim gençlere ihtiyacımız olan şey de tam olarak budur…
Geçmişi bilen, bugünü sorgulayan ve geleceği tasarlayan bir kuşak.