Otobüs her kente veya otogara girmiyordu. Sadece Isparta ve Ankara otogarına girmiş ve Afyon’da yemek molası vermişti. Şimdi de saat 22.00’de Sungurlu’da akşam yemeği için yarım saat mola verdi.

Sonrası Samsun ve Ordu’dan direk geçtik. Yollar duble veya otobandı. Gece yolların güzelliğini gizlemek karartmak şöyle dursun, sanki daha çok gözler önüne serer gibiydi. Sabaha doğru Giresun yakınlarında bir restoranda yarım saat kahvaltı molası verildi. Kahvaltımız biterken Sabah ezanı da okunuyordu. Sanıyorum otobüs firmasının anlaşmalı restoranları vardı. Bu yüzden öğle yemeğini 15.00’te, akşam yemeğini 22.00’de, Kahvaltıyı da sabahın kör karanlığında 04.30’da verdi. Güneş Giresun’u geçerken doğdu. Bu arada otobüs personeliyle de samimiyeti ilerletmiştik. Muavin Başer tipik bir Karadenizliydi. İşini yaparken ilginç espriler de yapıyordu. Hostes İya’nın Türkçesi ise tam bir Karadeniz şivesiydi. Müşterilerin çoğu Gürcü olduğundan, otobüste Gürcü bir hostes çalıştırıyorlardı.

İya’ya “Sen Türkçeyi nerede öğrendin?” dedim. “Türkiye’de” dedi. “Konuştuğun Türkçenin Karadeniz’ce olduğunu biliyor musun?” dedim. “Evet, ama ben Türkçeyi bunlardan öğreniyorum” diye otobüs personelini gösterdi. Gerçekten de Ankara’da değişen yedek şoför dahil hepsi Karadenizliydi. Ve tam bir Karadenizli şivesiyle konuşuyorlardı. Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon gibi kentleri transit geçen otobüsümüz Pazar ilçesinde ara sokaklardan geçerek bir çayın kıyısındaki küçük ilçe otogarına girdi ve yarım saatten fazla orada kaldık. Sanıyorum otobüs şirketinin merkezi buradaymış. Karadeniz duble yolu, Karadeniz’in her mevsim, yeşilin her çeşidini sergileyen eşsiz güzellikteki doğası içinde, arada bir tünellere girip çıkarak akıp gidiyordu.