Yola çıkışımdan 24 saat sonra Sarp’a geldiğimiz zaman bile fazla bir yorgunluk hissetmiyordum. Oysa üç beş saatlik yolculuklarda bile yorulmama rağmen, gezi heyecanı ve kendimi uzun yolculuklara psikolojik olarak hazırlayıp konsantre olmam nedeniyle yorulduysam da farkında değildim.
Ayrıca sürekli çevreyi incelemem, geçmişle kıyaslamalar yapmam ve bazen anılara dalarak 1958’de, 68’de ve 1974’lerde dolaşmam, sanki yolculuğu yıllara dağıtarak yolu kısaltıyordu. Ayrıca Anadolu’nun gençlik iksiri gibi büyülü doğası, 24 saati dört saat kadar bile hissettirmeden, yol gibi zaman da akıp gitmişti.
Mayısta Anadolu bir başka güzel, bir başka renk cümbüşüydü. Giymiş yeşil elbiselerini Anadolu, takmış çiçeklerin bin bir çeşidini saçlarına, sürmüş doğal kokularını üstüne, sanki tüm canlılara aşkı sunuyordu.
İlkbahar Anadolu’nun, ilkbahar Kibele’nin aşk mevsimiydi sanki. Yeniden doğmuş ve yeni doğum yapmış, bir genç kız gibidir Anadolu mayısta. Mayısta Anadolu: büyülü ve sihirli, akıl almaz güzellikler sergiler. Mayısta Anadolu’da yolculuk yapanlar, bu büyü ve sihir içinde kendinden geçerler, zaman ve yollar: hiç farkında olmadan bitip gider.
Diyeceğim o ki, yolculuk güzel başladı, her şey güzel gidiyordu. Tüm güzellikleri fotoğraf makinesi ile tespit edip kayıt altına alıyordum. Fakat gezip göreceğim yerlerin yazı ile de kayıt altına alınması gerekiyordu. Fakat defterden başka bir yazım aracım yoktu.
Yani yola çıkarken en büyük eksiğim, bir laptop veya notebook gibi bilgisayar cinsi bir yazım aracımın olmamasıydı. Oysa benim için yanıma almam gereken en öncelikli ve en önemli eşya bu olmalıydı. Fakat yakınlarım ön yargılarının etkisiyle, İran’da laptopumu almak için beni kesebilecekleri gibi bir düşünceyle buna izin vermediler. Bu yüzden defter ve kâğıtlar üzerine not almak zorunda kaldım.
Çoğu zaman gezdiğim yerlerde ayaküstü alınan bu notların bilgisayar ortamına aktarılıp düzenlenmesi, fotoğrafların yerleştirilmesi, elde edilen bilgilerin başka belgelerle doğrulanması, çok uzun zaman aldığından, yazıların yayına çıkması da bu yüzden çok gecikti.
Bu yüzden gezdiğim yerlerin büyük bir bölümünü yazmaktan vazgeçmek zorunda kaldım. Vazgeçtiklerimin en önemlisi 1998 Avustralya’da geçirdiğim üç aylık gezi idi. Fakat o zamanlar dershane öğretmenliği yapıyordum. Avustralya dönüşü öğretmenliği bırakıp, pansiyon çalıştırmaya başladım. Gezileri veya başka bir yazı yazmayı düşünmüyordum.
Daha sonra 2002’deki 21 günlük Avrupa Gezisi de bu şekilde yazılmadan kaldı. Şimdi elimde kısa notları olsa da çoğunun ayrıntılarını unuttum. Ayrıca yazıların yayına hazırlanması için sadece bu notlar yeterli değildi. Bunlar sadece o anın duygu ve düşünceleri ile elde edilen kaba bilgilerdi. Bunların aslını veya ayrıntısını ayrıca araştırmak ve duyduğum gördüğüm şeyleri kaynaklardan kontrol etmek gerekiyordu.
Fakat 2004’te pansiyon işletmeciliğini de bırakıp şiir ile yazmaya başlayınca, kısa bir süre sonra kendimi güncel politik yazıların içinde buldum. Derken gezileri de ayrıca yazmayı düşündüğüm zaman, artık eskiler için çok geç kalmıştım, ama bundan sonraki gezilerimi yazıp yayınlamaya karar verdim.