Sizi bilemem ama benim çevremde siyasi bir girdaba girmiş ve çıkamayan insanlar var. Az da değiller.
Dertleri şu; “Arkadaş, hepsi aynı, oy verecek kimse yok. Seçimin sonucu da belli zaten. Yapacak bir şey kalmadı” Çok seviyorum ben bu arkadaşlarımı. Çok iyi, düzgün, aklı başında, eğitimli, tecrübeli, vicdanlı insanlar. Yani tam kızamıyorum. Kızmak istiyorum, beceremiyorum.
Argümanları da çok mantıklı. Önceki oy verdikleri lider veya liderlerin bugünkü halleri, beklentileri karşılayamamaları, verdikleri oyun boşa gitmesi vs vs.
Haklılar da. Hayal kırıklığı çok baskın bir duygudur. Geldi mi yakar, yıkar, yok eder. Hayata küstürür.
Önüme geçip biraz da duygusal bir vurgu ile ruh hallerini anlatıp, bir daha oy vermeyeceklerini, bıktıklarını anlatıyorlar. Doğrudur.
Kendi düşüncelerini ve ideallerini tam anlamıyla karşılayan kimse olmadığını söylüyorlar. Bu da doğrudur.
Zaten bu gidişin sonunda oyların manipüle edilerek toplanacağını, sonucun da üç aşağı beş yukarı belli olduğunu iddia ediyorlar. Bu pek o kadar değil ama hadi ona da tamam diyelim.
Sonuç ne?
Küsmüşler…
Bunların çoğunluğu da demokrat, orta veya ortanın solu hayat görüşüne sahip insanlar. İyi, düzgün de insanlar…
İşte ben burada içten içe delirmeye başlıyorum.
Ve soruyorum; çözümünüz ne?
Yok…
Her söyledikleri doğru olsa bile, ki çoğuna katılırım, çözümü olmayan, çözümü aranmayan sorun olamaz.
Olmamalı. Evet, siyaset dünyamız karmakarışık. Her gün başka bir rezillik, fiyasko, hadsizlik gırla gidiyor. Haklılar. İyi ama zaten çözümü seçmen üretir. Bunu da oy vererek yapar. Ülkenin ve kendimizin geleceğini böyle belirleriz. O taraf veya bu taraf fark etmez. Bir tarafa daha yakın olmalıdır insan. Kendi gelecek ve yaşam beklentilerine en yakın olanı seçersin. Sonra da onları denetlersin. Olmadı mı, yenisini seçersin. Yani seçmemek bir seçim değildir.
Ayrıca hiç bir parti veya lider beni tam olarak temsil edemez zaten. Hiç etmedi de. Kendime en yakın olana oy verdim. Oy verdiklerimden bazıları beni pişman etti mi?
Evet...
Ama hayal kırıklığı yaşadım mı?
Hayır...
Bir daha ona oy verir miyim?
Yine hayır… Bu kadar basit.
Neden bu liderlere aileden veya yakın arkadaş çevresindenmiş gibi bakıyoruz?
Bağlılık, hayal kırıklığı, aidiyet duygusu, küsmek, nazlanmak, ikna edilmek isteği…Bunların seçmen-siyaset ilişkisinde yeri yok ki. Mantıkla yapılır bu seçim. Tabi ki liderler duygusal karar vermenizi istiyorlar. Açıklarını görmezlikten gelin diye. Propagandaları da duygularınız üzerinedir zaten. Boş verin onları seçim mantıkla yapılır.
Ayrıca;
Hiç bir parti sizi tam olarak temsil etmeyecek. Edemez de. Hele kitle partileri için bu imkansız.
Siz, size kendilerini satmaya çalışan partilerin nazlı müşterileri değilsiniz. Siz düzenin patron koltuğunda oturuyorsunuz. Karar vericisiniz.
Siz seçmek için oradasınız.
Ve seçim partiye veya lidere değil, fikir ve ideallere göre yapılır. Bir fikriniz var ise seçmişsiniz zaten. Uygulamak kalmış sandıkta.
Küsmeyin artık.