Çıkar, ganimet gibi algılanıyor adeta! Aşırıya kaçacak şekilde kazanma hırsı olan kişiler, bu anafora kaptırıyor kendini.

Dibe batıyor, boğulmam sanıyor...

Uçtuğunu zannediyor, burnu üstü çakılıyor...

Ders de alınmıyor vesselam!

Toplumumuzda, kendinden başkasını düşünmeyen, sürekli kendine yontan, başkalarının sırtına basarak ya da ayak çelerek yaşam sürdürenlere çok sık rastlıyoruz.

Haklı kazananlara, alın teri dökerek namuslu, dürüst çalışarak paralı pullu hale gelenlere, üstüne üstlük statü elde edip, sınıf atlayanlara sözümüz olmamalı...

Kem gözlerle de bakılmamalı çalışıp, ter döküp kazananlara!

Hele, bu temiz yürekle kazananlar garip gurebaya destek verip, katkı sunuyorlarsa, "Allah'ım, gönüllerine göre ver onlara. Tuttukları altın olsun" diye dua bile edilmeli...

Maalesef köşeyi dönenlerin çoğunluğunu kolay kazanmayı ilke edinenler oluşturmakta artık!

Çıkar elde edebilmek için her kalıba uyum sağlayan, her kılığa girenleri ibretle izliyoruz.

Dün ortak çıkarlar için "birlikte" kavgalar verenler ve birbirlerini kardeş olarak tanımlayanlar, çıkarları bitince, sen-ben diye kavga ediyorlar...

Karşısındakini suçluyor, karalıyorlar veya ekibi terk ediyorlar ya da ortağını kovuyorlar.

Eski kardeşlerine, kalleş diyorlar...

"Menfaati bitenin nankörlüğü başlar" deyişi boşuna söylenmemiş!

İnsanlar arasında, çıkar amaçlı ve yarar sağlama özellikli ilişkiler sona erdiğinde çözülme başlamakta!

Hadsiz, sınırsız hakaretler içeren söylemler karşılıklı kullanılmakta...

Hatta daha da ileri giden çirkinliklere başvurulmakta...

Ötesine taşanları, yaralamaya dönük tepki koyanları, infaz emri veren ya da bu emre itaat edip cana kıyanları birçok olayda görebiliyoruz.

Keşke sadece vefasızlık tanımının sınırları içine sığabilse, nankörlük...

Üniversiteden emekli olmaya karar verdiğim günlerde bir arkadaşım söylemişti.

Üzgündüm moral verme amacı ile "Kaybeden bizler olacağız, bir dosttan yoksun kalacağız.

Bedeli biz ödeyeceğiz" demişti can kardeşim.

Çok duygulandım. Ama kararlıydım, ayrıldım.

Övgü içeren cümleyi sevmiştim. Ne yalan söyleyeyim, kendimi de beğenmiştim.

Edebi bir söylem gibi kabullendim. Yıllarca da yüreğimde saklı tuttum.

Benimle uğraşan, ruh halimi altüst edecek şekilde, kişiliğimle oynamaya çalışan bir "insan müsveddesini" dikkate almamam için beni uyarmıştı...

"Yok hükmünde gör, gözünün içine dik dik bak selam bile verme" demişti.

Yaptım ama erken koptum akademik hayattan...

"Nankör insan, her şeyin fiyatını bilir ama hiçbir şeyin kıymetini bilmez. Çünkü nankörlük bir karakter özelliği değil, bir bozulma biçimidir. Sürekli engel yaratıp, huzursuzluk verecekti” diyerek noktayı koymuştum.

Son dönemde dilime dolanır durur bu vurgu dolu içerik...

Bir makale okumuştum, beğendiğim bir paragrafını da almıştım.

Devam ediyordu yazıyı yazan,

"Nankörlük, sonradan öğrenilmez; çoğu zaman hep oradadır da, sen geç fark edersin.

Ve en büyük körlük, gözle değil, vicdanla görememektir"

Yalan da değil, abartılı da algılanmamalı...

Ben geç de olsa gördüm.

Çıkarı bitince, sevildiğini hatırlamaz, yapılan iyilikleri unutur ya da umursamaz NANKÖR KİŞİ…

Hiç karşılık beklemeden birçok işi görenlere teşekkür de etmez, zorunlu görevmiş gibi alaycı bakışlar fırlatır...

Ben eskilere daldığımda, hep "kimler geldi kimler geçti" şarkısını mırıldanırım.

Çok adam geçinen girdi yaşamıma, şimdi yoklar...

Yaşamımda, çok değer verdiğim dost, ne tost ne de post kadar benim yüreğimi doyurdu, bedenimi ısıttı.

Yazdım yine yazayım, kardeş gibi benimsediğim kişi, kalleşliği seçti.

Nankör yeter ki doysun, elveda demez seni suçlar ve kendini aynada dahi göremez.

Şımarır ve dününü, önceki gününü hatırlamadan bir sonraki günde gelir sağlayacağı menfaatperest ilişkiye yönelir.

Çıkarı için her şeyi yapanlar, insanlığı kuşatma altına aldılar...

Birlikte el ele omuz omuza verip bu kuşatmayı yarmalıyız...

Ders alarak umutlu ve mutlu yarınlara koşmalıyız...

Sağlıklı ve esen kalın...