Atasözlerini hepimiz, sıklıkla kullanırız... Örnekleri, iyi sunmak ve yerli yerinde kullanmak şart!

Görüyoruz, yakışanı alkış alıyor, hoş durmayanı da eleştiriliyor.

Kıymetli olanları sayesinde, yüreklerimizde ferahlık oluşuyor.

Dilimize yakışanları ve beğenileceğini umduklarımızı da, söyleşilerde, muhabbetlerde, mektuplarda, yazılarda çokça kullanıyoruz.

Özetle, güzel sözler ve deyimler toplumun tüm katmanlarında değer buluyor.

Bir başka açıdan düşünceye de paragraf ayırmak durumundayım.

Kimi zaman sessiz kalmayı tercih eder,

"Söz gümüşse sükut altındır" diyen dostların takdirini kazanırız.

Doğru söze ne denir ki!

Susmak bazen konuşmaktan çok daha değerlidir ve yararlıdır.

Bizi güvenli limana sokan bir tavır biçimidir.

Konuşmak değerli bir maden olan "gümüşe" benzetilirken; gerektiğinde sessiz kalmanın önemi ve seviyeliliği ve kalitesi de, daha güçlü bir madene, "altına" benzetilir.

Zamanında susma ya da sessiz kalma, gereksiz, yersiz ve zararlı sözler söylemektense konuşmama çok daha etkileyici bir erdem, kuşkusuz!

Büyüklerimiz, başımızı belaya sokmamamız ya da stresli durumlardan, tersliklerden korunmamız için, bazı ortamlarda sessiz kalmayı tavsiye etmiştir bizlere.

Çok gereksiz, sıkıcı, fazlasıyla ve haksız yere konuşmanın, insanı zor durumlara sokabileceğini söyleyenlere de kulak vermişizdir.

Tecrübe edindiğimiz dönemleri takip eden, olgunluk yıllarımızda, sessiz kalmanın, gerginliğe düşülebilecek durumlarda, en akıllıca davranış biçimi olduğunu dinlendirmişizdir.

Kontra olsun diye bir paragraf açma arzusunda değilim.

Maalesef, susulacak seviyeyi göremediğimiz, durulacak yeri tespit edemediğimiz için başımıza sorunlar, dertler açıyoruz.

Meclis kürsülerinden, meydanlardan,

"Susma, sustukça sıra sana gelecek"

Diye haykıranları görüyoruz...

"Sus, konuşma, yalancı, satılık herif" diyenleri de izliyoruz.

"Sözün ya da lafın altında kalmamak" da, atasözü gibi kullanılan bir deyim...

Herhangi bir ortamda, tartışmada ya da söyleşide, karşı tarafın söylediği etkili, kırıcı olmaya yönelik, çirkin ya da espritüel, alaycı, irrite edici, iğneleyici ya da duygulu, dokunaklı bir kelime kullanılmakta ya da birçok cümleler kurulmakta!

Bazen, "bilmukabele" mütevazılığıyla geçiştiriliyor, kimi zaman da, "kadevesiyle" karşılık veriliyor...

"Mevlana, İnsanlarda güzel olan, yüzdür, yüzde, güzel olan gözdür...

Ama insanı insan yapan, aslında ağızdan çıkan sözdür"

Demiş...

Ne de tatlı söylemiş…

"Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun"

Lafı da boşuna söylenmemiş!

Dostlarıma soruyorum, "ağızdan çıkıncaya kadar söz bize aittir"

Değil mi?

Ağzımızdan çıktıktan sonra da topluma mal olmaktadır.

Doğru demeyeniniz var mı?

Asırlar önce, büyük düşünür Aristo, ağzında adeta fışkıracak gibi söz dalgalarını zapt eden insanlara bakın nasıl hitap etmiş!

"Akıllı adam o dur ki,

Her söylediği şeyi düşünür. Her düşündüğü şeyi söylemez"

Asla sessiz kalmadan, hakkedene, hak ettiği yanıtı vermek de, bir özgün sanat eserini sergileme anlamına geliyor.

Umberto Eco, Gülün Adı romanında, “insan gereğinden çok konuşarak da gereğinden çok susarak da günah işleyebilir. Hakikat gürültü ile sessizlik arasındaki o ince çizgi de gizlidir. Gereğinden çok konuşmak anlamı yozlaştırıp kibrin önünü açarken, gereğinden çok susmak da adaletsizliğe ortak olup bilgiyi hapseder.

Bilgelik kelimeleri israf etmeden, hakikati ise gizlemeden konuşabilme sanatıdır” diyor...

"Laf olsun torba dolsun” deyimi de var!

Hiçbir gerçek amacı, anlamı, faydası veya gereği olmadığı halde, sırf konuşmuş ya da bir iş yapmış olmak için boş yere söylenen sözleri ya da yapılan eylemleri tanımlamak için kullanılmakta...

Sakın ha!

"Laf olsun" diye duygularımı paylaştığımı düşünmeyin...

Sağlıcakla kalın...