Geçen gün, dünyanın en büyük derbilerinden(!) biri oynandı İstanbul'da... Bir gece öncesinde de, Barcelona ile Real Madrid bir maç (!) oynadılar. İspanya'da oynananı milyonlarca insan zevkle izledi...
Futbolun ne denli muhteşem bir oyun olduğu gerçeğini, kanıtlarıyla sundular. Bir resital idi adeta.
Ayrıca, bu seçkin branşın, centilmenler tarafından oynanmasının zorunluluk olduğunu, koca aleme gösterdiler.
Evrendeki her futbol paydaşı, erdemli olmayı unutmadan okuyarak, çalışarak seviye katediyor.
Mükemmeliyet kültürü ile tepelerde dolanıyorlar.
O toplumlarda da, bu kültür yerleşik hale geliyor. İzleyeni de, oynayanı da, yöneteni de olgun, mutlu ve umutlu...
GS, FB arasında oynananın ne olduğunu, sizlerin takdirine bırakıyorum!
Maçın 116’ncı saniyesinde, yaşananları ve maç esnasında olan biteni, maçın bitiş düdüğü sonrasındaki rezillikleri lütfen izleyin bir kez daha...
Peki, Türk Futbolu için neler yazabiliriz?
Sadece, bir heyecan ve tatmin olma aracı demek yeterli sanırım.
Bahis-Manüpilasyon adı ile anılan, bir yanı şikeye kadar uzanan, sınırlı tahkikatlar sonucunda, günlü-aylı cezalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla herkesi düşündüren, kâr amaçlı bireysel ya da örgütlü, çirkin işler futbolumuzda var mı?
Ortaya saçılanları gördük, izledik.
Var...
Hakemlerle ilgili yazılan konuşulanlar, sahalardan men, hakemliği bıraktırma gibi, şaibeli ilişkilerin, alınan kararlarla, gözaltılara ve hapis cezalarına kadar uzanan pis kokulu durumlar futbolumuzun çok iğrenç bir bataklıkta olduğunu göstermekte mi?
Evet...
Türk Milli Takımı’nın son yıllardaki başarısız hali, bizlere çok şey söylüyor aslında!
Liglerimizde de sezonlardır kötü futbol oynanmakta!
Yönetim ve denetim sıkıntılarını yaşamaktayız.
Biliyorum hafif kaldı bu ifade, "krizler" yaşıyoruz desek daha uygun olacak...
Açık açık yazayım...
Futbolumuz böylesi karanlık ilişkilerle, tavır, tarz ve yaklaşımlarla, sadece "Teknik Adam ve Sporcu seçimi" yaparak, çağdaşlığı yakalayamaz.
Vallahi düzelmez.
Süslü dil kullananlar gibi yazayım; "level atlayamaz".
Son federasyon başkanı seçimini hatırlayalım.
Hatta bir iki dönem öncesinde seçilen başkanların da nasıl seçildiklerini gözümüzün önüne getirelim.
Özerk futbolumuzun başına, siyasi ve derin ilişkilerle getirilen "kişiler" belleğimizde duruyor değil mi?
İsim isim yazmayacağım.
Bir liste çıkarın görün, kimler gelmiş, kimler geçmiş!
İyi tüccardırlar aslında!
Yıldırımlar da çakamadı, soyadında öz olan demir gibilerde su basman çıkamadı.
Ekşili, Hacılı, sülale takısı olanlar da, yaptı bu kutsal görevi.
Her biri, futbolumuza acılı anılar yaşattılar.
Bizler de bunca yıldır idaaare etmekteyiz ağaları...
Anlayacağınız, makamı, koltuğu çok seven, olumlu icraat yapmak için bu işe soyunanlar, formalı ama formasız görüntü vererek, ekonomik açıdan da güçlenerek futbolumuzun yönetiminde söz sahibi oldular.
Reklam yapma, itibar sağlamanın ötesinde zenginler sınıfındaki yerlerini sağlamlaştırıp, bir daha gelmemek üzere de gittiler.
Piyango bileti haricinde bahis için kupon sattı bazıları.
Hem de başkanken!
İkramiyeler de vurdu kimilerine...
Özetlersek, güçlerine güç, ünlerine ün kattılar.
Son Mohikan, (düşünerek, dura dura, üzerine basa basa konuştuğu için, kendisini kızılderili reislerine benzetiyorum) milli takımımıza hoca seçti...
Sanki manav, tezgahından salatalık seçiyor!
Delikanlı olma tespitine eyvallah...
Biline!!! Delikanlılık ölçütleri, ona göre, sana göre, bana göre değişir.
Fakaatttt...
Muhteşem kritere bakar mısınız!?
"Ayağıyla basket atan bir adamı, milli takımın başına getirdim"
Ulu Manitu, bu lafı ediyor, gündeme oturuyor ve futbol tarihine geçecek cümlesiyle övünüyor...
Bu neyin nesidir, Allah aşkına???
Futbolumuzun sorunlarını çözebilme, teşhis ve tedavi yöntemlerini, gerçekçi bir veri tabanına oturtmakla, tüm eksiklikleri, hataları gözler önüne serip, değerlendirmeler yapmakla mümkün...
Çağa uygun projeler, programlar yapmalıyız.
Özetle çare üretmek şart...
Bir an önce de uygulamak zorundayız.
Gelişimin gerçekleşmesi ancak bu sayede olabilir.
Sadece, alınan kötü sonuçlar bağlamında konuya yaklaşım göstermemiz, gelişmemizi engelliyor.
Sonuca endeksli, puan alma ya da kaybetme şeklinde futbol yaşamımızı sürdürmek ve değerlendirmeler yapmak bizleri yanlış yola sürüklemekte!
Futbolumuzun ahlaklı ve kaliteli bir şekilde yönetilemediği, oynatılamadığı gerçeğini, maalesef laf olsun diye seyrettiğimiz için gözardı ediyoruz.
Sorunlar birikiyor, devasa sıkıntılara dönüşüyor.
Futbol paydaşları, bu oyunu sağlıklı, düzeyli hale getirebilmek için ciddi, tutarlı ve kalıcı çalışmalar yapmalı...
Milli Takım, belki de son 20 yılın en kötü performansını sergiliyor.
Ligin kalitesi çok düşük...
Tüm liglerimizde futbolu yönetiyormuş, oynuyormuş gibi yapıyoruz. Sorunlarla uğraşıyoruz süsünü verip, rol kesiyoruz.
Ölümüne, canhıraş şekilde de izliyoruz.
Ama bu kara sevda futbolun seyircisini öldürüyor.
Hep aynı cümlelerle, tüm rakiplerimizi, sözüm ona, alt ediyoruz.
Maçı almayı; "yendik, evirdik, çevirdik, devirdik" demeyi yeterli buluyoruz.
Futbol, futbolseverimiz için, güzel bir oyun değil, harika bir oyuncak...
Kulüp aidiyeti olması gereken bir duygu...
Doğru ve olmalı da!
Ama bu duygu, ağızlarımızda adeta alev topuna dönmemeli, çevreye kıvılcım fırlatmamalı...
Forma aşkıyla,
Derbiler, transferler ile deli dolu sezonlar geçirdik.
Daha nicesini göreceğiz ve geçireceğiz diyerek tahminimi ifade edebilirim!
Stadyumlar boş...
Nedenini, araştırıp, gelen, gelemeyen ve gelmeyenlere kulak vererek bulabiliriz belki!
Bir anket düzenlesek, hem elimizde şahane bir envanter oluşur hem de futbolumuzun geleceği için, önemli bir adım atmış oluruz.
Zor düzeliriz çünkü!
Diyerek yazımı bitireceğim.
Türkiye'de, sporu yönetenler ve sporcu kimlikleriyle sahada olanlar,
Atatürk'ümüzün veciz sözünü bile anlayamadılar...
Zeki, çevik olunuyor da, Ahlaklı olunamıyor!
Düşünebiliyor musunuz!
Özhan Canaydın beyefendi, centilmence rakibini alkışladı diye sadece eleştirilmedi, başkanlığı hatta adamlığı masaya yatırıldı.
Kimler bağırdı, çağırdı biliyorsunuz...
Bedava maça giren, seyirci olmayı bile haketmeyenler.
Canaydın beyefendi, Türk Futbolu'nu yönetecek düzeyde insan idi...
Süleyman Seba gibi, asaleti yüreğinde taşıyan Beşiktaş için rol model olarak saygı duyulması gereken kişiliğe,
"Ahmet DURSUN, SEBA gitsin" diye bağırdılar.
Bağırtanlara da yazıklar olsun...
Yaşamları boyunca, maç bileti almayan çulsuzlar, ağlattı büyük insanı...
Işıklar içinde kalsınlar...
Envanter çalışması yapılacak ise, tek koşulu olsun isterim.
Kişiliksizlere, edepsizlere anket evrağı dağıtılmamalı...
Sağlıklı ve esen kalın...