Toroslar ’da bahar sessiz başlar. Gürültüyle değil… Yavaş yavaş. Önce kar çekilir. Sonra toprağın içinden ince bir sarı çıkar. Ardından mor. Birkaç gün sonra beyaz sümbüller.
Yani doğa “ben geldim” diye bağırmaz. Fısıldar. Antalya ile Konya sınırındaki zirve yaylalarında yine aynı manzara yaşanıyor. Karlar erimeye başlıyor, sarıçiğdemler başını kaldırıyor, mor nevruz çiçekleri toprağı delip çıkıyor. İnsan bakınca sanki doğa kendi kendine bayram yapıyor gibi hissediyor.
Ama bu güzelliğin ortasında insanımız yine aynı soruyu sorduruyor: Biz gerçekten doğayı seviyor muyuz?
Doğa fotoğrafçısı ve dağcı Mustafa Ünal’ın sözleri aslında bir şikâyet değil, bir isyan. Çünkü bazı insanlar yol olmayan yerde araçla yaylanın içine giriyor. Çiçeklerin çıkacağı yerden geçiyor. Endemik bitkilerin üzerinden gidiyor. Yani sadece toprağa değil, doğanın hafızasına zarar veriyor.
Bir çiğdemin açması belki birkaç gün sürüyor. Ama onun ezilmesi sadece birkaç saniye.
Daha acısı ne biliyor musunuz?
Bunu yapanlar doğayı sevdiklerini söyleyen insanlar. Fotoğraf çekmek için gidiyorlar, ama çiçeğin üstüne basarak fotoğraf çekiyorlar. Manzara görmek için gidiyorlar, ama manzarayı bozarak dönüyorlar.
Mustafa Ünal’ın söylediği bir cümle aslında her şeyi özetliyor:
“Keyif için tüm güzelliği mahvediyorlar.” Bu sadece bir yayla meselesi değil. Bu bir anlayış meselesi.
İnsanlar artık doğayı görmek istiyor ama korumak istemiyor. Gitmek istiyor ama sahip çıkmak istemiyor. Güzelliği seviyor ama sorumluluğunu almak istemiyor.
Oysa Toroslar’daki o sarıçiğdemler sadece bir çiçek değil. O çiçekler baharın haberi. Dağın nefesi. Karın bittiğini söyleyen ilk işaret.
Ve en acısı şu: O çiçekler sadece iki hafta yaşıyor.
Yani doğa bize kısacık bir güzellik sunuyor, biz ise onu bile koruyamıyoruz.
Toroslar ‘da karlar eriyor… Ya insanın doğaya olan saygısı, sizce o da mı eriyor?