Merhaba, Boşluk hem soyut hem de soyut anlamları olan, genellikle bir bütünün eksik parçası veya işlevsiz alanı olarak tanımlanan bir sözcük. Zamanın ve kavramların eksikliği, bir şeyin yokluğu, oyuk veya çukur olması durumu. Boşluk bir yanıyla fiziksel diğer yanıyla psikolojik ve felsefi alanı anlatan bir sözcük.

Adımızı ve hatta dün ne yediğimizi hatırlayamadığımız bir zaman döngüsünde, kovalamaca oynarken onca yoğunluğa rağmen, kimi zaman içimizde bir boşluk duygusu hissederiz. Hiç doldurulamayacak kadar derin gibi görünen bu boşluk hissi, psikolojimizi düzelttiğimizde hiç olmamış gibi kaybolan, elle tutulamayan bir duygu durum hali. Kaybedilen sevdiklerimizin yeri asla doldurulamayan boşluğuna, gün içinde anlamsızlaşan hayatta eklenince boşluğa düşmemek elde değil sanırım.

İnsan dünyaya misafir olduğu andan itibaren kendini var etme çabasıyla yoğun bir tempoda koştururken hiç boş vakti olup, boşluk hissi yaşadı mı bilemem ama saniye boş durmadığını toprak altı hazinelerinden biliyoruz. Yazıdan çömleğe, paradan yasalara, mağara resimlerinden heykele uzanan uzun yolculuğunda en çok inanca kafa yormuş insanoğlu. Ve inanç sayesinde tanımlayamadığı, içindeki boşluğu doldurmanın manevi hazzını yaşamış kendince.

Tarihin her dönemi bir kavimden diğerine, bir medeniyetten öbürüne el değiştirirken, her yeni gelen eskinin üzerine ekleme yaparak devam etmiş kendini var etmeye. Biri 12 havari demiş, diğeri 12 imam ve derken hikaye her gelene göre değişmiş inanç yolculuğunda.

MÖ 4000 – 2350 yılları arasında tüm dünyaya yol gösteren Sümerler, bilinen en eski medeniyet olarak tekerlek, yazı, matematik, astronomi, hukuk alanında birçok icada imza atarak, medeniyetin beşiği olarak kabul edilirler. Ama toprağın derinliklerinde kim bilir bilinmeyen kaç medeniyet gün ışığına çıkmayı bekliyor, bilinmez. Tıpkı avcı-toplayıcı olarak nitelendirilen Neolitik dönem topluluklarından Göbeklitepe insanlarının, yaklaşık 11.000 – 12.000 yıl öncesinden kapattıkları dev “ T “ sütunlu alanları gibi. Her yeni bulguda insanlığı şaşırtmaya devam eden bu arkeoloji yolculuğu, aslında ilk insanın kendi dönem şartlarında ki zekasını ortaya koyuyor. Avlanıyor, topluyor, barınıyor, ibadet için yaptığı öne sürülen sütunlu tapınağını sürekli genişletiyor. Ve ardından hiç yokmuş gibi üzerini örterek ortadan kayboluyor. İşte bu durumda benim içimdeki boşluk büyüyor. Neden yaptın? Niçin kapatıp gittin. Çömlek kap yaptın, muhteşem figürlü T sütunları göğe yükselttin ama bir tane yazı bırakmadın! İlginç değil mi? Tarih tarih üstüne şekillenirken korku, bilinmeyen, cehalet insanı yalnızlığın pençesinde tutsak edince doğal süreçte dinler kendi kurallarıyla insanlığa yön vermeye başlamışlar.

Güneşin kaybolduğu, ağacın yandığı, suyun yok olduğu, insanın öldüğü bir dünyada en iyi inanç bilinmeyene, çünkü bilinmeyen asla yok olmayandır. Benim düşünceme göre binlerce yıl burada ki varlığını çözemediği için boşluğa düşen insanoğlunun sarıldığı tek şey belki bu bilinmeyen! Ya varsa teorisi üzerine kurulu olan sistem yüzyıllardır dünyayı yönetmekte.

Yeryüzünde ve gökyüzünde bulamadığını, bilinmeyende bulduğunu zanneden insanoğlunun boşluk duygusu tüm çabalara rağmen tam olarak dolmayınca siyaset ve futbol, yardımcı karakterler olarak devreye girmiş sanki. Tarihten bugüne var olan siyasetin, koltuklara yapışan günümüz dünya siyasetçileri, aynı takımın garip oyunlarla sürekli şampiyon olması ve derinlerden gelen dini yapılanmanın günümüz hali. Kısacası insanoğlunun boşluğunu doldurmak için kullandığı ama onun içinde yeni boşluklar yarattığı bir süreçteyiz.

Aslında herkesin sürekli düşündüğü bir soru kalıbıyla yaşıyoruz. Burada ne yapıyoruz? Doğduğumuz evin kültürüyle yoğrulup eğer eğitim alabileceğimiz okullara gidebildiysek bilgiyle harmanlanıp evlenip, çoğalıp, mal mülk edinip yaşamadan ölüyoruz yine aklımızda aynı soruyla! Dünya yüzü görmeden, boşluk hissini doldurmak için çabalarken veda ediyoruz bu anlamsızlığa…

Şimdi gözlerinizi kapatın ve bir gününüzü düşünün. Sabah koşturmacasından akşam yatana kadar geçen süreçte ne yediniz, ne içtiniz, kimlerle görüşüp ne konuştunuz, radyo ve televizyonlarda ne izleyip ne dinlediniz? Ne zaman bu kadar çabuk akıp geçti hayat ellerinizden fark ettiniz mi hiç zamanla yarışırken? Ve birden o boşluk duygusuyla aynayla karşı karşıya kaldınız? Aynada ki ben, ben miyim? Yüzleşmeler bitince önce din kavramını çıkarın içinizden, ardından siyaseti ve futbolu! Maneviyat, kaygı ve adrenalin dolu üç şey pat diye gitti hayatınızdan. Şu boşluğun derinliğini okurken bile hissedebildiniz mi?

Boşluk benim gibiler için ölene kadar vakitsizlikten yaşanamayacak bir sözcük. Sözcükler, kitaplar, resimler, tarihin sayfaları, çocuklar, doğa ve iklim derken günümüz saçmalıklarına rağmen boşluğa düşecek zamanı olmayan ben! Ve boşluğunu din, siyaset, futbol üçgeninde doldurduğunu zannedip dünyaya, insana ve hayatın tüm değerlerine saldıranlar… Demek ki boşluk zorla dolmayacak bir his insanın içinde.

Boşluk hissinden uzak ve boşluktan dolayı hayatlarımızı yaşanmaz kılanlardan acilen kurtulmamız dileğiyle. Bilgi gelecektir, boşluk ise yok oluş…

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…