Merhaba, O güzelim bahçeli evin kapısında dolanan inşaat firması yetkilileri kazanana kadar mutluydu mahalle. Birden bir imza ile alınan kararlar sonrası kentsel dönüşümle, rantsal dönüşene kadar…

Kentsel dönüşüme, ekonomik ömrünü tamamlamış, yıpranmış veya deprem gibi afetlere karşı risk taşıyan binaların ve yerleşim alanlarının, modern mühendislik standartlarına uygun şekilde yenilenmesi veya güçlendirilmesi süreci açısından bakıldığında her şey normal gibi geliyor. Normal olmayan ise yıkılan tek katlı binanın yerine kocaman bir bina dikilmesi ve çevresinde ot kalmayacak şekilde her yerinin betonla kaplanması.

Yaptığım araştırmalar sonrasında edindiğim bilgiye göre “ Türkiye’de resmi ve yasal olarak kentsel dönüşüm uygulamaları, 16 Mayıs 2012 kabul tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile resmiyet kazanmış; 19 Haziran 2012 tarihinde valiliklere ve belediyelere yapılan talimatlarla resmen uygulamaya geçirilmiştir. Daha geniş bir kentsel planlama ve gecekondu/yenileme bağlamında ise Türkiye'de 1950'lerden bu yana farklı şekillerde kent içi hareketlilik ve yenileme süreçleri var olmuştur.”

Yaklaşık 12 yıldır aynı mahallede oturan biri olarak kentsel dönüşümün tam göbeğindeyim. Taşındığım yıllarda küçücük tek katlı evlerin kocaman bahçelerinde meyve ağaçları vardı. O yıllarda bu küçük evlerin etraflarında henüz üç beş beton yığını olarak adlandırdığım apartman vardı. Ardından kentsel dönüşüm reklamları hızlandı. O küçük evlerden bazıları, hemen dönüştürdü o güzelim evini yeşilsiz betonla. Yolun bir yanı apartman, bir yanı yıkılan evler, bir yanı başlayan inşaatlarla doldu. Mahalle dokusu tamamen değişti. Tek katlı evden 5 katlı eve geçmenin şaşkınlığı ile alışkanlıklar birbirine karıştı. 3. katta balkon keyfi yapanın üzerine, halı silkeledi 5. katta oturan! Küçük evin huzuru ve rahatlığı artık çok geride kalmıştı. Kovayla bahçeden su taşıyanların, girmedikleri havuzları oldu sitenin içinde! Balkonda büyümeye çalıştığı saksı çiçekleri bile, bıkmıştı inşaat tozu ve gürültüsünden. Kesilen ağaçlarda yaşayan kuşlar bulabildikleri başka bahçelere göç ederken, dönüşen mahalle araba gürültüsünden, motor bağırtısından geçilmez hale gelmişti. Çocuklar oyun alanı kalmadığından balkonda telefonla oynarken, her yeni güne yeni bir inşaat gürültüsüyle uyandı, her gün çoğalan mahalleli. Her gelen bir diğerinden mutsuz, insan konservesi apartmanlarda, işlemeyen apartman yasalarıyla birbirinin kahrını çekti insan. Dükkanlar kalan tek tük ağacın dibine her gün sabunlu su dökerek o ağacın da yok olmasını sağladılar. Havada yemek kokuları, karşı komşu ev süpürüyor, apartman kapısı iki saniye bile sessiz kalamıyor… Kentsel dönüşümün insanda yarattığı travmaların haddi hesabı yok artık. Kimi bu rantsal dönüşümden çok mutlu bankada parasının hesabını bilmiyor, kimi bu kültürsüz ve çarpık değişimden çok mutsuz günlerini psikolojik tedavi ile geçiriyor. 21. Yüzyıl mutsuz insanlar yaratmayı başarmış gibi görünüyor, kentsel dönüşüm sadece bir inşaat masalı değil kısacası.

Kentsel dönüşüm masalı ile ruhunu, anılarını kaybeden sokaklarda yürüyorum. Her bir kaldırım, bir diğerinden farklı ölçüde. İki dakika dikkat etmesen yere kapanlanacakmışsın gibi delik deşik yollar. Sanki savaştan çıkmış bir kentin sokaklarında yürümek kadar zor ve tehlikeli! Yeni kentsel dönüşüm alanın etrafına çevrilen metal duvar yüzünden arabanın ne zaman, nereden geleceği belli değil… Kısacası rantsal dönüşümden mutlu olanlar yolda yürüyenleri hiç önemsemiyorlar. Sahi insan üzerine basarak yaşayanlar neyi önemsiyorlar ki!

Yaya geçitlerinin boyasının yenilenmediği caddelerde, kaldırımların motor ve mekan sandalyelerine ayrıldığı zamanlardayız. Ve arabalardan yürüyemediğimiz ara sokaklarda yolun ortasından gidiyoruz! Apartmanlar kentsel dönüşümle 1 daire daha fazla olsun diye otoparksız yapılırken çöp bidonun bile kaldırımdan yer çaldığı dönemlerdeyiz! Aslında bırakın kentsel dönüşüm masalını birbirimizi anlamadığımız zamanlardayız!

Avrupa’ya gidenler bilirler. Ne zaman giderseniz gidin o sokakları tanırsınız, o dükkan mutlaka orada duruyordur. Kırmızı tuğlalı evler ve sokaklar tarihe meydan okurlar! Avrupa'daki kentsel dönüşümün temel farkı; binaları yıkıp yeniden yapmaktan ziyade, tarihi dokuyu korumak, sanayi alanlarını dönüştürmek ve yeşil/enerji verimli kentler yaratmak üzerine kurulmuş olmasıdır çünkü.

Çocukluğumuzun sokakları olmadığı gibi eski keyfimiz yok! Tadı kaçmış bir düzende, mış gibi yaşarken kentsel dönüşümün rantsal ve hatta ruhsal dönüşümü içindeyiz. Sahi biz bu işin neredesindeyiz?

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…