Fatma Nur öğretmenin yasını tutuyoruz. Ama sadece bir öğretmeni değil; görmezden geldiğimiz bir yapısal sorunu da kaybettik.
Yıllar önce okulda yaptığımız bir toplantıda girişe dedektör konulması önerilmişti. O gün şu soruyu sormuştum:
“Peki ya bıçak okul dışında taşınırsa? Sorun gerçekten çözülmüş olur mu?”
Kapıya koyduğumuz önlem, zihindeki boşluğu doldurmuyorsa çözüm değildir.
Biz güvenliği metalde arıyoruz; oysa mesele zihinde ve vicdanda.
Çocukların yetiştiği yerde refleksimiz pedagojik değil güvenlikçi oluyorsa, orada derin bir kırılma vardır. Yıllar önce Ken Robinson Amerika için “Reform değil devrim gerekiyor” demişti. Biz ise hâlâ günü kurtaran politikalarla kalıcı yaraları kapatmaya çalışıyoruz.
Sonuçlarla mücadele ediyoruz, nedenlere inmiyoruz.
Oysa nedenleri değiştirmeden sonuçları değiştiremeyiz.
İnsan yetiştirme sorunumuz var.
Karnenin sol tarafına odaklandık, sağ tarafını unuttuk.
Notu ölçtük, karakteri ihmal ettik.
Başarıyı konuştuk, merhameti geri plana attık.
Toplumsal önleme mekanizması çöktü.
Eskiden bir genç yanlış yapmadan önce “Ailem ne der, mahalle ne düşünür?” diye durup düşünürdü.
Geniş aile yapısı dağıldı, mahalle kültürü zayıfladı.
Yerine güçlü ve kapsayıcı bir kamusal önleme modeli kurulamadı.
Bugün bazı gençler için devletin sunduğu uzun vadeli kariyer umudu yerine, suç örgütlerinin hızlı gelecek vaadi daha cazip görünüyorsa; bu bireysel değil, sosyolojik bir alarmdır.
Okullara dedektör koyarak değil, gençlere yön duygusu kazandırarak çözüm bulabiliriz.
Güvenlik bariyerleriyle değil, değer inşasıyla önleyebiliriz.
Korku diliyle değil, karakter eğitimiyle iyileşebiliriz.
Fatma Nur öğretmenin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Ama gerçek saygı, yas tutmakla değil; ders çıkarmakla mümkündür.
Çünkü mesele tek bir olay değil.
Mesele bir okul değil.
Mesele insan yetiştirme meselesidir.
Ve bu soruyu sormadan ilerleyemeyiz:
Ya bıçak dışarda taşınırsa?