Geçiyoruz televizyon karşısına, son dakika yazısı ile odamıza kadar sokulan savaşları izliyoruz. Ama algı yaratma ama aldatıcı bilgilerle psikolojik üstünlük sağlama amaçlı haberler kimini İranlı kimini İsrailli yapmakta...

ABD zaten içimizdeki müttefik...

İzlemek keyif verici.

"Bak bak siyonistlerin tepesine inenlere" diye haykıranlar,

Allah'ın mollaları yok ediliyor diye sevinenler var...

İştahla hazırlanan sehpa üzeri dolu, kestane yok belki sobanın üstünde ancak poşet dolusu çekirdek ya da mısır patlağı tüketiyoruz...

O geceyi aydınlatan ışıklardan bir kıvılcım bile düşmesin topraklarımıza, hiçbir yerden de duman yükselmesin...

Acıları yaşayan ve ağlayan insanlara saygı duyalım.

Taraf olmayalım...

Yeryüzündeki ülkelerin sınırlarını savaşlar belirledi...

Ufak tefek çatışmalar bile alan genişletiyor, toprak kaybına da neden olabiliyor.

Çizilen sınır çizgilerini savaş ve barışın baş aktörleri belirlemekte!

Bunlar da belli...

Emperyalistler ve işbirlikçileri...

Eski çağlardan beri bu böyle...

Günümüzde kovboy filmleri gibi çok ilgi çeken ve sürekli gündemde de kalan savaşlar bir hayli can yakmakta...

İnsanlık tarihi korkunç savaşlarla dolu...

Tv'lerde moda sürüyor...

Savaşın nasıl çıktığı, nerede, ne şekilde biteceği ya da hangi seviyelere ulaşabileceği gibi konularda, eksper, üstat, uzman olmayı başaran stratejistler sakız çiğner gibi yorumlar yapmaktalar...

Konulara, kapsama alanları dışında da olsa olağanüstü katkılar koyarak kanın dökülmesinden aldıkları zevkle diş gıcırdatmaktalar...

Renkli formaların oynadığı bir maçta adeta kendi takımımızı tutuyor gibi tavır takınıyor, zafere yaklaşmakta olduğumuzu duyuruyor ve rakibi de yenilgiye yakın takım olarak gösteriyoruz.

Atılan füzeler şut, dronlar röveşata, yanan, yıkılan yerler kaleye giren goller gibi yorumlanmakta!

Duygular ağır basıyor, görüş birliği de sağlanamamakta!

Çapsızlık ve bölünmüşlük hali gözlenmekte!

Binlerce hatta yüzbinlerce öleni, yok olan değeri de, senden, benden, onun, bunun diye ayırt ediyoruz.

Sözüm ona bir gün savaşı sona erdiriyorlar, barış masası kuruyorlar...

O günün akşamında ise ateşkesi bozuyorlar...

Uluslararası İlişkilerin düzeysizliği ve samimiyetsizliği gözleniyor, bu tipler ayrıca itibar görmekteler...

Savaş ya da barışın belirleyicileri güçlüler...

Savaşı kazanan gücüne güç katıyor.

Asla kaybetmiyor.

Ülkeleri birbirine düşürüyor, kavgalar ülke başkentlerini ve şehirlerini yangın yerine çeviriyor. Toplumsal ya da uluslararası güç dağılımları değişiyor, birçok alanda yeni çıkar çevreleri oluşuyor...

Adına silah ticareti, su yolları, petrol boru hatları anlaşmaları gibi protokollerle istikrarlı çatışma alanları belirleniyor...

Devletlerin içinde yer aldığı uluslararası sistemlerin de, sınırlarını yeniden çizdiği soğuk ya da sıcak savaşlar yaşanıyor ve yaşanacak...

Maalesef devletlerin de, kendi gücünü, iç ya da dış boyutuyla konsolide ederek kendi varlığını meşrulaştırma adına gayreti de bir tür savaş şekli...

İktidarı elinde tutan, gücünü kontrolsüz bir şekilde göstermeye mecbur olan, tüm nimetlerinden yararlanan, hep nemalanan her muhtar, her belediye başkanı, her başbakan, her devlet başkanı, böylesi savaşı bir araç olarak görmekte ve kullanmakta!

Savaşlar bin bir zaiyat ve acıyla bitecek elbette!

Biliyoruz ki, kalıcı barışı hayal eden, çocuklar annesiz babasız kalacaklar, gözleri kör, ayakları ve bacakları kopmuş şekilde yaşama devam edecekler... Kötülüklerin sonu bu sayede gelecek... Bugün ilahilerle okul zilini çaldıran, iftar ya da sahur sofralarının bereketini kaçıran, fotoğrafları evde çekip sınıf duvarlarına taşıyan eylemleri yapan milli eğitimimizin güçlüleri de dönemlerini tamamlayacaklar... Savaş filmleri izlerken gözden kaçtı sanmayın!

Yine bir öğretmenimiz katledildi. İçim kan ağlıyor... Okullarda öğretmenlerimizin sadece elinin öpüldüğü günleri göreceğiz... Atatürk büstüne kimse el süremeyecek,

Andımız birlikte söylenecek... Doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız katledilmeyecek... Savaş ve gözyaşı defolup gidecek topraklarımızdan ve evrenden... Sağlıklı ve esen kalın...