Sivrisinek züccaciye dükkânını talan etmeyi kafasına koyar ve başarır.

Gülmeyin… Nasıl mı yaptı?

Bir boğanın kulağına sızdı ve dükkâna saldı.

Şimdi anlaşıldı mı?

Biz çoğu zaman kırılan camlara bakıyoruz. Gürültüyü konuşuyoruz, hasarı tartışıyoruz, suçluyu gözümüzün önündeki yıkımda arıyoruz. Oysa asıl hikâye orada başlamıyor. O ilk anda, o sessiz sızmada başlıyor.

Bu yüzden diyorum ki:

Sivrisineği bulalım,

Çünkü mesele çoğu zaman görünen güçte değil, o gücü harekete geçiren dokunuştadır. Bir söz, bir ihmal, bir yönlendirme… Ve sonra sahneye çıkan boğa. Kontrolsüz, yönlendirilmiş, tetiklenmiş bir güç.

Sadece sivrisineği bulmak da yetmez.

Önce tetikliyeni anla,

Boğayı incele, sistemi, yapıyı ve birikmiş sorunları gör.

Züccaciye dükkanı neden bu kadar kırılgan bunu anlamazsak, her gün aynı hikâyeyi yaşarız.

Ancak sivrisineği bulur, boğayı anlarsak… işte o zaman gerçekten bir şeyleri değiştirmeye başlarız.