Eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte okullarda çocukların karşılaştığı önemli sorunlardan biri de akran zorbalığıdır.
Akran zorbalığı bir çocuğun yaşıtları tarafından okulda, sınıfta, okul çevresinde veya günümüzde giderek daha fazla karşılaştığımız biçimiyle dijital ortamlarda, kasıtlı ve tekrarlayan şekilde incitilmesi ya da zarar görmesidir. Zorbalık yalnızca fiziksel şiddetten ibaret değildir. Bir çocuğu sözleriyle küçümsemek, onunla alay etmek, dışlamak, aşağılamak veya sürekli olarak hedef hâline getirmek de akran zorbalığının bir parçasıdır.
Çoğu zaman akran zorbalığı denildiğinde akla itmek, vurmak veya fiziksel olarak zarar vermek gelir. Oysa çocukların kendilik algısını ve psikolojik dünyasını etkileyen sözlü ve sosyal zorbalık da en az fiziksel zorbalık kadar önemlidir. Bir çocuğa sürekli lakap takılması, boyu veya kilosuyla dalga geçilmesi, konuşma biçiminin ya da ses tonunun taklit edilmesi, arkadaş grubundan dışlanması veya küçük düşürülmesi zorbalık davranışları arasında değerlendirilir.
Çocukluk döneminde maruz kalınan bu tür deneyimler, çocuğun kendisiyle ilgili düşüncelerini ve duygularını doğrudan etkiler. “Ben neden böyleyim?”, “Kimse beni sevmiyor.”, “Benimle yine dalga geçecekler.” , “Başarısız mıyım?” gibi düşünceler zaman içerisinde çocuğun kendilik algısında olumsuz bir yer edinir. Bu nedenle akran zorbalığını yalnızca o anda yaşanan bir olay olarak değil, çocuğun psikolojik gelişimi açısından da ele almak gerekir.
Bazı çocuklar neden yaşadıklarını anlatmaz?
Akran zorbalığına maruz kalan her çocuk yaşadıklarını ailesiyle veya öğretmeniyle paylaşmayabilir. Bunun altında korku, kaygı, utanma, daha fazla zorbalığa maruz kalma endişesi veya yaşadıklarının küçümseneceği düşüncesi olur.
Bu nedenle çocukta meydana gelen davranış değişikliklerini fark etmek önemlidir. İçe kapanma, arkadaşlarından uzaklaşma, öfke patlamaları, uyku veya iştah değişiklikleri, sık tekrarlayan karın ve mide ağrıları, okul başarısında düşüş, okula gitmek istememe veya okula gitme konusunda yoğun direnç gibi belirtiler, çocuğun yaşadığı bir güçlüğün habercisi olabilir. Elbette bu belirtiler tek başına akran zorbalığı olduğu anlamına gelmez; ancak çocuğun dünyasında neler olup bittiğini anlamak için önemli ipuçlarıdır.
Psikolojik Destek Neden Önemli?
Akran zorbalığına maruz kalan çocukların psikolojik olarak desteklenmesi ve sürece yönelik uygun psikoeğitim çalışmalarının yürütülmesi önemli bir yere sahiptir. Bu süreçte çocuğun düşünce ve duygularını fark etmesi ve anlamlandırabilmesi, kişilerarası ilişkilerini sağlıklı biçimde yönetebilmesi, problem çözme ve baş etme becerilerini geliştirmesi, zorlayıcı yaşam olayları karşısında psikolojik dayanıklılığını güçlendirmesi ve sosyal becerilerini desteklemesi hedeflenmektedir. Bu becerilerin sistematik biçimde geliştirilmesi, çocuğun zorlayıcı yaşantılarla daha işlevsel biçimde baş edebilmesi, sosyal ilişkilerini sağlıklı şekilde sürdürebilmesi ve psikolojik iyilik hâlinin korunması açısından oldukça önemlidir.
Özellikle çocukluk döneminde yoğun ve tekrarlayan biçimde yaşanan akran zorbalığı, bazı çocuklarda ilerleyen dönemlerde sosyal ortamlara yönelik kaygı, korku ve kaçınma davranışlarının gelişmesine; kendisine ilişkin “sevilmiyorum”, “yeterince iyi değilim” veya “başarısızım” gibi düşüncelerin yerleşmesine neden olur. Bu nedenle akran zorbalığının erken dönemde fark edilmesi, çocuğun yaşadığı deneyimin doğru şekilde ele alınması ve ihtiyaç duyulduğunda profesyonel psikolojik destek alınması önem taşımaktadır.
Çocuk ve ergenlerle yürütülen Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), zorbalığın çocuk üzerindeki psikolojik etkileriyle çalışırken kullanılabilecek bilimsel temelli yaklaşımlardan biridir. Terapi sürecinde yalnızca yaşanan olaya değil; çocuğun olayla ilgili düşüncelerine, duygularına, davranışlarına ve bu durumla baş etme biçimlerine de odaklanılır.
Akran zorbalığına yönelik psikolojik desteğin amacı, çocuğu hayatında karşılaşabileceği her zorluktan uzak tutmak değildir. Asıl amaç, çocuğun karşılaştığı zorluklar karşısında kendisini koruyabilmesi, duygularını düzenleyebilmesi, sağlıklı sınırlar koyabilmesi ve ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebilmesi için gerekli becerileri kazanmasına yardımcı olmaktır.Çünkü çocuklarımızı her zorluktan koruyamayız; ancak karşılaştıkları zorluklarla daha sağlıklı baş edebilmeleri için onlara gerekli becerileri kazandırabiliriz. Unutmamak gerekir ki çocukların birbirleriyle yaşadığı her anlaşmazlık zorbalık değildir. Ancak tekrarlayan, kasıtlı ve çocuğu hedef alan davranışlar “çocuklar arasında olur” denilerek geçiştirilmemelidir.
Çünkü bir çocuğun kendisiyle ilgili oluşturduğu düşünceler, çoğu zaman çevresinden duyduğu sözlerle ve yaşadığı deneyimlerle şekillenir.
Çocukların kendilerini değersiz ve başarısız olarak algılamalarına değil; kendi değerlerini, güçlü yönlerini ve başarılarını fark etmelerine destek olalım.