Bazen bir çocuğun ihtiyacı sandığımızdan çok daha büyüktür. Sofrasında sıcak bir yemek olsun isteriz. Okula gitsin isteriz. Defteri, kalemi, ayakkabısı olsun isteriz. Hastalandığında doktora götürelim, geleceği için iyi bir eğitim alsın isteriz.
Ama çocuğun bir başka ihtiyacını çoğu zaman listenin dışında bırakırız bu da; Hayal kurmak.
Oysa hayal kuramayan çocuk, yalnızca bugünü yaşayan çocuktur. Sanat ise çocuğa geleceği düşleme, başka hayatları tanıma, kendisini ifade etme ve dünyaya başka bir gözle bakma imkânı verir.Tam da bu nedenle Antalya’da Tiyatro Özgün’ün “Askıda Bilet Projesi” beni düşündürdü.
Projenin duyurusunda çok basit ama çok anlamlı bir hedef var: Antalya genelindeki mahalle ve köy muhtarlarıyla iş birliği yapılarak çocukların tiyatroyla buluşturulması. Görselde 200 mahalle, 50 çocuk kontenjanı ve 10 bin çocuğa ulaşma hedefi yer alıyor. Muhtarların belirleyeceği çocuklar tiyatro oyunlarını ücretsiz izleyebilecek.
Bir bilet...
Ama aslında bir biletten çok daha fazlası, bir çocuğun ilk kez tiyatro salonuna girmesi.
Sahnedeki oyuncuyla göz göze gelmesi.
Işıkların kararmasıyla başka bir dünyanın açılması.
Perde kapandığında “Bir daha ne zaman geleceğiz?” diye sorması...
Bunların çocuk dünyasında bıraktığı iz, bazen bir kitabın, bir dersin ya da bir oyuncak kadar kalıcı olabilir.
Sanat lüks değildir
Biz çocukların temel ihtiyaçlarını sayarken nedense kültürü ve sanatı çoğu zaman en sona bırakıyoruz. Önce yemek. Sonra eğitim.
Sanat ise sanki bunların hepsi tamamlandıktan sonra sıra gelecek bir “ayrıcalık” gibi görülüyor.
Oysa bir çocuğun gelişimi sadece karnının doymasıyla tamamlanmıyor.
Çocuğun zihninin de beslenmeye ihtiyacı var.
Tiyatronun, resmin, müziğin, edebiyatın, dansın ve diğer sanat alanlarının çocuklarla buluşması bu yüzden bir “etkinlik” değil, çocukların dünyasını büyüten bir ihtiyaç olarak görülmeli.
Bir çocuğa bir kitap vermek ne kadar değerliyse, onu tiyatroya götürmek de o kadar değerlidir.
Bir çocuğun karnını doyurmak nasıl sosyal bir sorumluluksa, ruhunu ve hayal dünyasını beslemek de öyledir. Çünkü açlık yalnızca midede hissedilmez. Hayal yoksulluğu da vardır.
Peki her aile çocuğunu tiyatroya götürebiliyor mu?
İşte meselenin en can alıcı noktası burada, Antalya büyük bir turizm kenti. Sanat etkinlikleri, festivaller, konserler, tiyatrolar, sergiler yapılıyor. Ama bu kültür-sanat hayatına erişim herkes için eşit değil. Bir ailenin çocuğunu hafta sonu tiyatroya götürmesi için yalnızca bilet parasını karşılaması gerekmiyor.
Ulaşım var.
Yeme içme var.
Birden fazla çocuk varsa masraf katlanıyor.
Anne-babanın zaman ayırması gerekiyor.
Bazen mahalleden kent merkezine gelmek bile başlı başına bir mesele.
Bu nedenle tiyatroya giden çocuklarla tiyatroyu yalnızca televizyonda veya telefonda gören çocuklar arasında görünmez bir mesafe oluşuyor.
İşte “Askıda Bilet” gibi bir girişimin kıymeti biraz da burada.
Çünkü çocuğa “Senin de burada yerin var” diyor.
Bir çocuğun ilk tiyatrosu unutulmaz olabilir
Çünkü çocuklukta sanat, hafızaya doğrudan yazılıyor.
O salonda oturan çocuk belki bugün ne izlediğini tam olarak anlatamayacak.
Ama o gün hissettiği heyecanı yıllar sonra hatırlayabilir.
Belki oyuncu olmak isteyecek.
Belki yazar.
Belki ressam.
Belki hiçbirisi olmayacak.
Ama dünyaya daha meraklı bakacak.
Başkasının duygusunu anlamayı öğrenecek.
Kendi duygusunu ifade etmeyi öğrenecek.
Sanatın gücü biraz da burada.
Bir de sahnenin öbür tarafı var
Çocukları tiyatroya götürmek kadar, o tiyatroların ayakta kalmasını sağlamak da önemli.
Özellikle özel tiyatrolar için sahne açmak, oyuncuya ücret ödemek, dekor hazırlamak, kostüm yapmak, salon kirası, teknik giderler, ulaşım ve tanıtım gibi maliyetleri karşılamak giderek daha ağır bir mücadeleye dönüşüyor.
Bir özel tiyatro, yalnızca perde açtığında yaşamıyor.
Perde açabilmek için aylarca çalışıyor.
Üstelik çocuk tiyatrosunda durum daha da hassas.
Çocuk için bilet fiyatını yükseltemezsiniz; çünkü fiyat yükseldikçe salonu doldurmak zorlaşıyor. Fiyatı düşük tuttuğunuzda ise bu kez tiyatronun ekonomik olarak ayakta kalması güçleşiyor.
Ama ortada tuhaf bir çelişki var;
Çocukların tiyatroya ihtiyacı var ama tiyatroların da çocuklara ulaşabilmek için desteğe ihtiyacı var. İşte bu nedenle yerel yönetimlerin, okulların, sivil toplum kuruluşlarının, iş dünyasının ve sanat kurumlarının çocuk tiyatrosunu yalnızca bir kültür etkinliği olarak değil, sosyal yatırım olarak görmesi gerekiyor.
Tiyatro bunun en güzel yollarından biridir.
Bu nedenle Tiyatro Özgün’ün “Askıda Bilet” projesini yalnızca bir kampanya olarak değil, Antalya’nın çocuklarına açılan bir kültür kapısı olarak görmek mümkün.
10 bin çocuk hedefi, bir afiş üzerinde yazan büyük bir sayıdan ibaret değil.
10 bin çocuğun hayatına dokunma ihtimali.
10 bin çocuğun ilk tiyatro deneyimi.
10 bin çocuğun bir akşam telefon ekranından uzaklaşıp sahneye bakması.
Ve belki içlerinden birinin yıllar sonra şöyle demesi:
“Ben sanatla ilk kez o gün tanıştım.”
Bir çocuğun önüne sıcak bir yemek koymak nasıl insanlık göreviyse, önüne bir kitap ve sanatın kapısını koymak da öyle.
Çünkü çocukların sadece karnını değil, dünyasını da doyurmak zorundayız.
Ve bazen bir tiyatro bileti, bunun en güzel yollarından biri olabilir.