Akıllı tarım ve yapay zekâ Antalya’nın küçük üreticisi için bir umut mu, yoksa yeni bir bağımlılık mı? Sahadan gözlemlerle verinin, emeğin ve tarımın geleceğine yakından bakıyoruz.

Akıllı tarım ve yapay zekâ bugün birçok kişinin dilinde:
Kimi “geleceğimiz bu” diyor, kimi de “bu iş bizi yutar” diye endişe ediyor. Ben açık konuşayım, sahaya indiğimde gördüğüm tablo tam da bu ikisinin arasında bir yerde duruyor.

Geçenlerde Aksu taraflarında bir seraya girdim. İçeri Aadım attığım an o bildiğimiz, toprak kokulu, hafif nemli klasik sera atmosferini bekliyorsun ya… Yok. Karşımda bambaşka bir dünya vardı. Sensörler, ekranlar, kablolar… Bitkinin su stresini, hastalık riskini, verim tahminini cep telefonundan takip eden bir üreticiyle oturup sohbet ettik. İlk bakışta insanın içinden “Tamam, gelecek buraya kurulmuş” demek geliyor. Ama biraz dertleşince, o pırıl pırıl teknolojinin yanında kocaman bir soru işareti de beliriyor.

Çünkü dönüp dolaşıp şu soruya geliyoruz:
Bu teknoloji gerçekten hepimizi kurtaracak mı?
Yoksa yine sadece gücü, parası, imkânı olanı mı daha güçlü yapacak?

Sahada gördüğüm gerçek şu:
Bir tarafta yapay zekâ destekli sistemlerle verimini ikiye katlayan büyük işletmeler var.
Hastalık, yaprak sararmadan tahmin ediliyor.
Su kullanımı inanılmaz iyi yönetiliyor.
Hata payı neredeyse sıfıra iniyor.

Ama hemen yanı başında başka bir hayat yaşanıyor.

Kumluca’da, Serik’te, Finike’de dededen kalan bilgiyle, artan maliyetlerle, kredilerle, borçla ayakta kalmaya çalışan küçük üretici var. Aynı ovada nefes alıyorlar ama aynı dünyada yaşamıyorlar. Ve insan sormadan edemiyor:

Bu insanlar 50–100 bin dolarlık sistemleri nasıl kuracak?
Kurabilse bile sürdürebilecek mi?

İşte işin en can yakan kısmı burada başlıyor.
Çünkü “verisi olanın kazandığı” bir çağda yaşıyoruz.
Ve akıllı tarım, küçük üreticiyi özgürleştirmek yerine onu dev teknoloji şirketlerine bağımlı hale getirme riski taşıyor.

Algoritmalar tarlaya ne zaman su verilmesi gerektiğini söyleyebilir.
Hatta bazen çiftçiden daha doğru söyleyebilir.
Ama o tarlaya ömür vermiş insanın emeğini, yılların hafızasını, sezgiyi, kültürü ölçemez.

Çünkü tarım sadece bir üretim faaliyeti değildir.
Bir kültürdür.
Bir hafızadır.
Bir yaşam biçimidir.

Antalya’nın bereketli toprağına beton dökülmesinden zaten korkuyorduk.
Şimdi bir de görünmez “veri duvarları” ile çevrilen bir tarım düzeni ihtimali var. Eğer teknoloji sadece “büyük olanı daha büyük” yapacaksa, burada ciddi bir adalet sorunu var demektir.

Ama tamamen karamsar değilim. Umut var.
Yeter ki bu teknolojiyi insanı dışlamayan, çiftçiyi güçlendiren bir yaklaşımla kullanalım.
Akıllı tarım, çiftçiyi sistemin sadece bir “operatörü” haline getirmemeli; tam tersine bu işin gerçek sahibi yapmalı.

Aksi halde o meşhur portakal çiçeği kokusu, bir gün sadece birilerinin Excel tablolarında sayıya dönüşür.
Ve ben buna razı değilim.

Burada duruyorum ve açıkça soruyorum:

Yapay zekâ tarlayı mı sürecek,
yoksa çiftçinin borç defterini mi kabartacak?