Merhaba, İnsan yaş aldıkça eskiye olan özlem, yaklaşan yeni yıllarla sanki daha da büyüyor içinde. Tıpkı çocukluğumuzun bayramları gibi özlüyoruz eski yeni yıl kutlamalarını.
Samimi sokakların, birbirini yakından tanıyan sakinleriydik hepimiz. Yeni yıl hazırlıkları yapılan evlerin mutfaklarından gelen o müthiş kek, börek kokuları unutulmazdı. Hatta kimin evinde ne pişse daha kokusu mahalleye yayılmadan kapınızın zili çalar, o müthiş yiyecekler komşunun tabağıyla kapınıza gelirdi. Komşuda pişer bana da düşer durumunu yaşardık. Sadece yemek mi her konuda öyleydi eski zaman insanları.
Yeni yıl öncesi okullarımızda çekiliş yapar, heyecanla hediyemizi vereceğimiz günü ve bize ne hediye alınacağını beklerdik. Benim büyüdüğüm yerde Postane caddesinde her yer kartpostalcıydı. Marmara’nın soğuk havasına rağmen her gün uğrardık kartpostal satan abimizin yanına. Allı pullu kartpostallar o kadar güzeldiler ki hepsine dokunur, ardından yüzümüz gözümüz pırıl pırıl yollarda yürürdük. Biz o yılların mutlu çocuklarıydık.
Küçük bir kasabada büyümenin güzelliğiydi belki bizim çocukluğumuzun yeni yılları. Herkesin diğerini tanıdığı sokaklarda koşturur dururduk. Yeni yıl planları yapardık her sene ama çoğunlukla uygulayamaz, büyüdüğümüz bir tarihe ertelerdik her seferinde. O hiç gerçekleştiremediğimiz buluşmaları konuşmak bile hayal dünyamızda mutlu olmaya yeterdi.
Annem günler öncesinden başlardı yeni yıl sofrası hazırlığına. Kolay mı koca bir yılı geride bırakıp yeni bir yıla merhaba diyecektik. Her şey çok güzel olmalıydı. Babam kasabanın bankacılarından biri olduğu için bilirdik o gece geç geleceğini. Eski yılı yeni yıla devir ederlerdi o yıllarda, saatlerce. Çünkü bilgisayarın olmadığı her şeyin kağıt kalemle yapıldığı zamanlardı. Annem, babamız geç gelecek diye üzülmememiz için elinden geleni yapardı. Zeytinyağlı dolmasından, böreklere uzanan soframız kuruyemiş, meyve ve sevdiğimiz meşrubatlarla doluydu. Çay, ocağın baş tacı olarak sürekli yenilenirdi gece boyunca. Komşular komşulara uğrardı yeni yılını kutlar, sofrasından yiyecekler paylaşırdı. Ve babamız yorgun ama mutlu gelirdi bizi kucaklamaya saat gece yarısına az kala…
Televizyonlar ve radyolar yeni yıl için birbirinden güzel programlar hazırlardı. Mutfakta radyo ile geçirdiğimiz eğlenceli zaman soframızı kurduktan sonra televizyon ile devam ederdi evin salonunda. Annemin patlayacak diye çok korkmasına rağmen, rengarenk balonlar şişirip evin her odasına bırakırdım ben her zaman ki haylazlığımla…
Süslenmiş bir ev, muhteşem yiyecek ve içecekler, kenarda tombala, gelen giden birkaç dost, televizyonda eğlence derken geriye tek beklentimiz kar yağışı olurdu. Kimi yıllar bizi fazla bekletmez ve gece yarısı kar yağmaya başlardı. Bütün mahalle yağan kar altında yeni yıl kutlardık. Bazen lapa lapa yağan kar, bir saat içinde tutar ve kartopu oynamamıza izin verirdi. Kırmızı burunlarımız, al al yanaklarımız ve üşümüş ellerimizle mutlu girerdik yeni yıllara.
Noel babalı kartpostalların ışıltısıyla, karın coşkusu ve dostluğun paylaşımıyla yaşardık eski yeni yılları. Sokaklar güvenliydi, komşular tanıdık. Büyüklerin yüzü gülerdi tıpkı çocuklar gibi. Saygı ve ahlak vardı o yıllarda insanların özünde, sonra her güzel şey gibi yavaş yavaş kayboldu.
O yıllarda evlerin çoğunda baca olduğundan Noel babayı beklediğimiz bile olmuştu arkadaşlarla. Aramızdan ayrılan ve bir daha hiç gelmeyecek olan sevdiklerimizi beklemek gibiydi Noel Babayı beklemek. Olsun, bir umuttu işte çocukluk heyecanımızla.
Janjanlı kağıtlara sarılı şekerler gibiydi eskinin yeni yıl kutlamaları. Tombala oynar, piyango çekilişinde heyecanla beklerdik “ ya bize çıkarsa “ diye… Umudun olduğu yıllardı eski yıllar.
Yeni yıl, yeni bir takvim yılının başladığı ve takvimin yıl sayısının bir arttığı zaman. 21. Yüzyıl insanının oradan oraya savrulduğu ve teknolojik bir karmaşa içinde yaşadığı bir dönemde yeni yıllar artık tamamen ticari bir alana dönüştürüldü. Evde eğlenmeyi unuttuğumuz gibi yalnızlaştık her geçen gün. Kimsenin bir yakınını yanında görmek istemediği zamanlarda, gidenlerimizi özledik biz eski yılların çocukları.
Hepimiz kocaman bir evrenin içinde, Samanyolu galaksisinin küçük gezegeni dünyanın üzerinde yaşayan, zaman yolcularıyız. İnsanoğlunun bilimde gösterdiği çaba sonucu takvimler 2026 yılına gireceğimizi söylerken tüm dünyada iyiliğin ve iyi insanların çoğalmasını istiyorum. İyilik geri kalan her güzelliği dünyaya zaten getirecektir.
Anneme, babama ve bir yeni yıl öncesi veda ettiğim canımın içi kardeşim Murat’a özlemle…
Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…