Antalya’da siyaset yine sertleşti. CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı, AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin’in Büyükşehir Belediyesi’ni hedef alan açıklamalarına alışılmışın ötesinde bir dille karşılık verdi.
Tartışma yalnızca bir polemik değil; kent yönetimi, altyapı, sosyal adalet ve merkezi idarenin yerel yönetimlerle ilişkisi üzerine ciddi bir hesaplaşmaya dönüştü.
Kamacı’nın sözleri aslında tek bir cümlede özetlenebilir: “Belediyeleri acizlikle suçlayanlar önce kendi sorumluluk alanlarına dönüp bakmalıdır.” Bu cümle, sadece bir savunma değil, aynı zamanda merkezi yönetimin yıllardır biriktirdiği ihmallerin de açık bir teşhiri gibi.
AK Parti cephesinden gelen eleştirilerin “halktan kopuk” olduğunu söyleyen Kamacı, iktidarın kendisini hâlâ “dev aynasında” gördüğünü ifade ediyor.
Oysa sahadaki gerçek bambaşka: Emekli maaşları yoksulluk sınırının altında, kentler plansız büyümüş, altyapı sistemleri yılların yükünü taşıyamaz hale gelmiş olması kimin umurunda.
Tartışmanın merkezinde Antalya’nın altyapı sorunu var.
Su baskınları, yol çökmeleri, drenaj eksiklikleri…
Kamacı bu sorunların kaynağını açıkça belediyelerden değil, merkezi idarenin yerel yönetimleri mali olarak kıskaca alması ve yatırımları yıllarca geciktirmesinde görüyor.
Belediyelerin bugün kazdığı yollar, aslında dün yapılmayan yatırımların gecikmiş bedeli.
Kamacı’nın en çarpıcı çıkışı ise “melodili yol” göndermesi oldu:
“Antalya’nın ihtiyacı müzik çalan yollar mı, yoksa sel basmayan sokaklar mı?”
Bu soru, sadece bir ironi değil; kamu kaynaklarının önceliklendirilmesine dair ciddi bir eleştiridir.
Kentler gösterişli projelerle değil, görünmeyen ama hayati altyapı yatırımlarıyla yaşanabilir olur. Öyle de olmalıdır.
Eleştiriler yalnızca yerel yönetimle sınırlı değil. Kamacı, yargı bağımsızlığı söylemleri ile uygulamalar arasındaki çelişkiye, “emekli yılı” ilan edilip emeklilerin yoksulluk sınırının altında bırakılmasına kadar birçok başlıkta iktidarın politikalarını sert bir dille sorguluyor.
Bu da tartışmayı salt belediyecilik sınırından çıkarıp, doğrudan yönetim anlayışına taşıyor. Haklıda...
Manavgat ve Alanya’daki su baskınlarını örnek göstererek konuşan Kamacı, plansız kentleşmenin ve merkezi yönetimin ihmalkârlığının bugün Antalya’yı kırılgan hale getirdiğini vurguluyor.
Yani sorun sadece bugünün değil, yılların birikmiş yükü.
CHP cephesinin mesajı net:
“Algı değil hizmet, bahane değil çözüm, suçlama değil sorumluluk.”
Antalya’da yaşanan bu siyasi restleşme, bir polemikten çok daha fazlası.
Antalya’da yaşanan bu siyasi restleşme, artık bir polemik olmaktan çıkıp yönetim anlayışının açık bir sınavına dönüşmüştür.
Gösterişli projelerle algı üretmek yerine, sel basmayan sokaklar, akmayan borular ve insanca yaşam koşullarıyla hizmet üretmek zorunluluktur.
Halk, melodiyi değil güveni; söylemi değil çözümü; mazereti değil sorumluluğu görmek istiyor.
Bu tartışmanın özeti de tam olarak budur: Kentler sözle değil, vicdanla ve yatırımla yönetilir.