Gerçi Çeşmenin adı her ne kadar 18 ve 19. yüzyıllardan kalan Anonim Çeşme, Kaymakam Çeşmesi, Molla Çeşmesi gibi tarihi çeşmelerinden kaynaklanıyorsa da en önemli yapısı Çeşme Kalesidir.
Kalenin görünüş ve heybetini, İstanbul Boğazından Rumeli Hisarının görünüşüyle kıyaslayabilirsiniz. Hatta ondan daha sağlam ve daha görkemli bir kale; limanın yamacına oturtulmuş, içinde Çeşme Müzesini de barındıran, oldukça büyük bir kitle gibi.
Zaten Çeşme denildiği zaman benim ilk aklıma gelen şey ne tarihi ne de turizmidir. Çeşme bana Osmanlı denizciliğini anımsatır hep. Çünkü Osmanlı denizciliği Çeşme’de yükselmiş ve Çeşme’de batmıştır diye düşünüyorum. Çeşme Kalesinin 1508’de ikinci Beyazıt tarafından yaptırılmasıyla, Çeşme Osmanlının Ege denizindeki en önemli deniz üssü olmuş ve kısa sürede Osmanlı denizciliği yükselerek, Kanuni Sultan Süleyman Döneminde zirvesine ulaşmıştır. Akdeniz bir Osmanlı gölü haline gelmiştir. Yani 1500’lü yılların başında Çeşmeden doğan bu güneş, Tüm Akdeniz’i aydınlattıktan sonra 1770’de yine çeşmede batmıştır denilebilir.
Bilindiği gibi 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşında, Baltık Denizinden yola çıkan bir Rus donanması, Kuzey Denizinden, Manş’tan, Atlas Okyanusundan, Cebeli Tarık Boğazından geçip tüm Akdeniz’i katlederek Çeşme-Sakız arasındaki Osmanlı donanmasını yenip donanmayı Çeşme limanında yakmış ve kaleyi topa tutarak hasara uğratmıştır.
İşte bu olaydan sonra da Osmanlı denizciliği, bir daha kendini toparlayıp da Akdeniz’de önemli bir güç haline gelememiştir. Daha doğrusu bu savaş Osmanlı tarihinin de bir dönüm noktası olmuş, savaşı sonlandıran 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla, Osmanlı Avrupa’da birinci sınıf bir devlet olma özelliğini kaybederek, ikinci sınıf bir devlet durumuna düşerken, ikinci sınıf bir devlet olan Çarlık Rusya’sı, Avrupa’nın birinci sınıf devletleri arasına katılmıştır.
Limandan kalenin fotoğraflarını çekerken, kafamda canlanan bu tarihi panoramanın uzak ve karanlık ortamından, bir anda karşıma çıkan İnönülerin heykeliyle kurtulabildim. Doğrusu İnönülerin, ya da liderlerin eşleriyle birlikte böylesi bir heykelini bugüne dek pek görmemiştim. Bizde yönetimin erkek egemenliği gibi yöneticiler de hep tek başına veya erkek yönetim arkadaşlarıyla poz verirler.
Oysa Anadolu’nun ilkçağlardaki yönetici kralları hep kraliçeleriyle birlikte görülmektedir. İşte İnönüler de burada, limanla kale arasında, el ele tutuşmuş ve birbirlerine sevgiyle tebessüm eden Mevhibe ve İsmet İnönü, modern kıyafetleriyle temsil ettikleri cumhuriyet insanının modeli gibiydiler.
Normal insan boyutlarındaki heykelde: şık bir döpiyesin üstünde mutlu bir yüz ifadesiyle Mevhibe Hanımın yapılmış saçları ve kravatlı takım elbiseli İsmet İnönü’nün eşine sevgiyle bakışı, temsil ettikleri düşünceleri tamamlar gibiydi. Arkada Çeşme, önlerinde liman ve karşılarında Sakız Adası vardı.