Antalya Döşemealtı Kaymakamlığı’nda kaymakam için ayrıldığı iddia edilen asansör, kamu binalarında eşitlik ve erişilebilirlik tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Kamu yönetimi, sadece hizmet üretmekten ibaret değildir; aynı zamanda adalet duygusunu, eşitliği ve vatandaşla kurulan güven ilişkisini temsil eder. Öylede olmalı…
Bu nedenle kamu binalarında yaşanan her uygulama, küçük ya da büyük fark etmeksizin, toplumun devlete bakışını doğrudan etkiler.
Antalya’nın Döşemealtı ilçesinden gelen bir iddia da tam olarak bu yüzden sıradan bir “asansör tartışması” olmanın ötesine geçiyor.
İddiaya göre Döşemealtı Kaymakamlığı’nın üç katlı hizmet binasında bulunan asansörlerden biri yalnızca ikinci kata hizmet verecek şekilde sınırlandırılmış. Üstelik bu katın, kaymakamlık makamının bulunduğu kat olduğu ve asansörün dijital kart sistemiyle kontrol edildiği öne sürülüyor.
Eğer doğruysa, bu durum kamu hizmetlerinde eşitlik ilkesinin ne ölçüde içselleştirildiğini sorgulatacak nitelikte.
Antalya Döşemealtı Kaymakamlığı’ndan Henüz resmi bir doğrulama yapılmış değil. Ancak mesele sadece iddianın doğru olup olmaması değil; bu tür iddiaların neden bu kadar hızlı karşılık bulduğunu anlamak da en az onun kadar önemli. Çünkü toplum, kamu yöneticilerinden artık yalnızca görevlerini yerine getirmelerini değil, aynı zamanda sembolik anlamı güçlü davranışlar sergilemelerini de bekliyor. Hele şu günlerde buna da çok ihtiyacın olduğu kanaatindeyim.
Bir kamu binasında asansörün kısıtlanması, teknik bir düzenleme gibi görülebilir. Fakat bu teknik tercih, özellikle yaşlılar, engelliler ve hareket kabiliyeti sınırlı vatandaşlar açısından ciddi bir erişim sorunu anlamına da gelir. Dahası, aynı binada farklı kamu kurumlarının bulunduğu düşünülürse, bu tür bir uygulama hizmete ulaşımı doğrudan zorlaştırır. Devletin kapısı, herkes için eşit derecede açık olmak zorundadır; bu yalnızca bir ilke değil, aynı zamanda anayasal bir sorumluluktur.
Burada asıl mesele, “ayrıcalık algısıdır.” Kamu yöneticileri için ayrılmış özel alanlar, güvenlik ya da işleyiş gerekçeleriyle zaman zaman gerekli olabilir. Ancak bu tür düzenlemelerin şeffaf olmaması ve vatandaşın gündelik hayatını zorlaştıracak şekilde uygulanması, kaçınılmaz olarak tepki doğurur. Çünkü vatandaş şunu sorar: “Bu bina benim vergilerimle yapıldıysa, neden bazı kapılar bana kapalı?”
Sorulacak bu soru basit olabilir ama bana çok göre çok derin anlamı vardır. Ve cevabı da kamu yönetiminin temel felsefesinde saklıdır. Bunu anlamak için de "Mübeccil" olmaya gerek yoktur.
Türkiye’de son yıllarda kamu hizmetlerinde erişilebilirlik konusunda önemli adımlar atıldı. Özellikle engelli bireylerin kamu binalarına erişimini kolaylaştırmak için yapılan düzenlemeler, modern devlet anlayışının bir gereği olarak hayata geçirildi.
Bu bağlamda, herhangi bir kamu binasında erişimi zorlaştıran bir uygulama, yalnızca teknik bir eksiklik değil, aynı zamanda bu kazanımlara aykırı bir geri adım olarak değerlendirilir.
Elbette burada nihai hükmü vermek için resmi açıklamaları beklemek gerekir. Ancak kamu yönetiminde algının da en az gerçek kadar önemli olduğu unutulmamalıdır. Bir uygulama doğru bile olsa, eğer doğru anlatılmıyorsa ya da vatandaşın hayatını zorlaştırıyorsa, sorun zaten başlamış demektir.
Bu nedenle yapılması gereken oldukça açık: Şeffaflık. Eğer ortada bir yanlış anlaşılma varsa, bunun açıkça izah edilmesi gerekir. Eğer gerçekten sorunlu bir uygulama söz konusuysa, vakit kaybetmeden düzeltilmelidir. Çünkü kamu yönetimi, hatasız olmak zorunda değildir; ancak hatasını hızla telafi edebilmek zorundadır.
Sonuçta mesele bir asansör değil. Mesele, kamu hizmetinin kime, nasıl ve hangi anlayışla sunulduğudur.
Ve bu anlayış, bir ülkenin demokrasi kalitesini belirleyen en önemli göstergelerden biridir.
Sevgiyle kalın…