Bana, ikizlerden biri olarak deneyimlerimde, hepimizin aşina olduğu doğa kanunlarının açıklayamadığı herhangi bir şey gözlemleyip gözlemlemediğimi soruyorsunuz. Bunun kararını verecek olan sizsiniz belki daha doğa kanunlarının hepsine aşina değilizdir. Belki siz de benim bilmediğim bazı kanunları biliyorsunuzdur ve bana açıklanamaz gelen şeyler sizin için açık seçik bir anlam ifade edebilir. Kardeşim John’u tanırdınız, yani benim ortalarda olmadığımı bildiğiniz zamanlarda onu tanırdınız, ama ne siz ne de fikrimce başka biri, benzer görünmeye karar verseydik ayırt edemezdi bizi. Ailemiz bile ayırt edemezdi bizimkisi birbirine bu kadar çok benzeyen iki insana dair bildiğim tek örnek. Kardeşim John’dan bahsediyorum, ama onun isminin Henry, benimkininse John olmadığından hiç emin değilim. Dini kurallara uygun şekilde vaftiz edildik, ama sonra, tam bize küçük ayırt edici işaretlerle dövme yaparken operatör şaşırdı ve benim önkolumda küçük bir “H”, onunkindeyse “J” olmasına rağmen, aslında harflerin yerlerinin değiştirilip değiştirilmediği hiçbir şekilde kesin değil. Ergenlik çağımız boyunca ailemiz, kıyafetlerimizle diğer bazı basit aksesuarlar aracılığıyla aramızdaki farklılığı daha da belirginleştirmeye çalıştılar, ama düşmanın bu girişimlerini kıyafetlerimizi değiştirip o kadar sık kösteklerdik ki, bu türden boş çabaları hepten bıraktılar ve evde hep beraber yaşadığımız yıllar boyunca herkes, durumun zorluğunu kabullenip, yapabileceklerinin en iyisini yaparak ikimize de “Jehnry!” dediler. Babamın, değersiz suratlarımızı belirgin bir şekilde dağlamamak için gösterdiği sabır, beni sık sık şaşkına çevirmiştir, ama tahammül edilebilecek ölçülerde iyi evlatlar olduğumuzdan ve utanç verip can sıkma gücümüzü övgüye değer bir alçakgönüllülükle kullandığımızdan, dağlanmış demirden paçayı yırttık. Aslına bakılırsa babam, tek kelimeyle iyi huylu bir adamdı ve sanırım bunu dile getirmese de, doğanın oynadığı bu eşek şakası onu pek eğlendiriyordu. Ertesi gece, kaldığım pansiyona geç saatte döndüm. Bir gece önceki olaylar sinirlerimi gerip beni hasta etmişti. Açık havada yürüyüp kendimi rahatlatmaya ve düşüncelerimi netleştirmeye çalışmıştım, ama kötülüğün kol gezdiğine dair korkunç bir önsezi bütün düşüncelerimi bastırmıştı. Dile getiremeyeceğim bir önseziydi bu. İnsanın iliklerini donduran, sisli bir geceydi giysilerimle saçım ıslak olduğundan soğuktan titriyordum. Yanan bir ocak dolusu kömür önünde, geceliğim ve terliklerimle otururken kendimi daha da rahatsız hissediyordum. Artık titremiyor, ama ürperiyordum -aralarında fark vardır. Fırtınanın yaklaşmakta olduğu konusundaki endişem o kadar yoğun ve moral bozucuydu ki, gerçek hüznü davet ederek ondan kurtulmaya çalıştım korkunç bir geleceğe ilişkin fikirlerimi, acı dolu bir geçmişin anılarıyla yer değiştirerek def etmeye. Ailemin ölümünü aklıma getirip zihnimi, yataklarındaki ve mezarlarının başındaki son hüzünlü sahnelere yoğunlaştırmaya gayret ettim. Her şey, sanki çağlar önce bir başkasının başından geçmiş gibi muğlak ve gerçekdışıydı. Elleri arkasında kenetlenmişti, başı eğikti çevresindeki hiçbir şeye dikkat etmiyor gibiydi. İçinde oturduğum gölgelere yaklaştıkça, yıllar önce Julia Margovan’la o noktada gördüğüm adam olduğunu anladım. Ama çok değişmiş, saçları ağarmıştı, yorgun ve bitkin bir hali vardı. Her bakışı, kendini koyvermişliğinin ve kötü alışkanlıklarının adeta bir kanıtıydı hasta olduğu da gözden kaçmıyordu. Kıyafetleri dağınıktı, saçları alnına, aynı anda hem tekinsiz hem de pitoresk olan bir karmaşa içinde düşüyordu. Özgürce dolaşmasındansa, bir hastaneye tıkılması daha iyi olurmuş gibi hali vardı. Herhangi bir amaç gütmeden ayağa kalkıp karşısında durdum. Kafasını kaldırıp yüzüme dimdik baktı. Yüzüne ne kadar bedbaht bir değişimin çöktüğünü kelimelerle anlatmam mümkün değildi. Bir dehşetin yansıması vardı bakışlarında bir hayaletle göz göze geldiğini sanıyordu anlaşılan, ama yürekli adamdı doğrusu. ‘Tanrı belanı versin John Stevens!” diye haykırarak titreyen kolunu havaya kaldırıp kuvvetsiz yumruğunu yüzüme vurdu ve ben oradan uzaklaşırken, yerdeki çakılların üstüne kafa üstü yuvarlandı. Biri onu orada bulmuş, bulunduğunda mezardakiler kadar ölüymüş. Hakkında başka hiçbir şey bilinmiyor, ismi bile. Bir adam hakkında, öldüğünün bilinmesi yeterli olsa gerek.