Son katmanıda doladıktan sonra sekiz adım geri çekildi ve muhteşem eserini gözleriyle yokladı yere mesafesi oldukça iyiydi hem sonra evin sahibi Latife Hanım Teyze seksenlik haliyle ucu kalın süpürgesini bu köşeye hayatta sokamazdı, yan taraftaki petekten gelen hafif sıcaklık ile mutfağın balkonundan gelen hafif esinti tatlı bir dalgalanma veriyordu eserine, sonra odanın diğer köşesindeki camdan günde üç kere güneş vuruyor ve eşsiz eserine gümişi bir parlaklık katıyordu. Evet evet en iyisi örümcek olmaktı şu insanlara baktıkça haline tekrar tekrar şükrediyordu. İnsanların sadece dört bacağı vardı ve hatta ön ikisini basmak için bile kullanmıyorlardı, sonra çok büyüklerdi, kim bilir koca bir gün içinde doymaları için kaç tane sinek gerekirdi! Derken biricik eserini okşayan güneş ışınları üçüncü defa gözlerini kamaştırınca “Büyük ışık kaybolmak üzere” diye düşündü, tam o sırada parlaklık bir başkasınında gözünü almış olacak ki orta tombullukta leziz bir sinek sevgili eserine takılıverdi, “ilk misafirim” dedi bizim örümcek ve sineğin sımsıkı yapıştığı ağın üzerinde zarif bacaklarıyla adeta dokunmadan misafirinin yanına geldi. “Herşeyin şükrü kendi cinsinden” diye düşündü ve kıymetli eserinin şükrü olarak ona bu kadar güzel bir örtüyü tasarlaması, yapabilmesi adına ince bir düşünce kodlayan Rabbisinin hoşnutluğunu kazanmak için ilk yemeğini azat etti, doğrusu buna değerdi, acıkmıştı ama eseri çok güzeldi kim bilir ona bu denli bir güzelliği yapmasını nasip eden ne kadar daha güzeldi? İnsanların, eserine “ağ” demesini hiç sevmiyordu, belki “örtü” diyebilirlerdi ama “ağ” olmazdı, “ağ” bu denli güzel bir tasarı için hiç zarif bir kelime değildi. Sonuçta sevgili eseri onun yuvası, gıdasını kazandığı yer ve kendi işçiliği ile kendisini tanıdığı, neler yapabildiğini, nasıl yapabildiğini gördüğü biricik bir yerdi. Ahh şu insanlar. Ne kadarda düşüncesiz olabiliyorlardı. Evin sahibi Latife hanım her gün eline biraz yiyeceği alarak camı açıp, elindekileri bir köşeye savuruverirdi tabi sürekli açık olan mutfak balkonu birde üzerine cam açılınca alabildiğine rüzgar ve Latife Hanımın israf yiyecekleri örümceğin güzelim örtüsünü zedeler bizim örümcekte sinir küpüne dönüp insanların arkasından verir veriştirirdi, hem sonra yuvaları koskocamandı, resmen kutular arası yolculuk ediyorlardı, bizim örümceğin yan kutuya geçmesi sırasında büyük ışık tam üç kez kaybolmuştu(!) ayrıca yuvalarını da pek bir zevksiz döşemişlerdi. Etrafta hiç kendi örtüsü kadar göz alıcı, güzel bir eşya göremeyen örümcek her seferinde insanlardan dem vuruyor, ne derece harika bir canlı olduğu için şükrediyor ve en nihayetinde fark etmeden kibir bataklığına kayıveriyordu. Evet eveeett! Bizim örümceğin kalbi hastalığı bu olmalıydı(!) meğer örümcek kendi yaradılışındaki güzelliği hissedebilmek için sürekli kendini diğer canlılarla kıyaslıya kıyaslıya en güzel kendi olup çıkmış daha kötüsü güzel bakmayı unutan örümcek herkeste önce çirkin bir özellik arayan memnunsuzun teki olup çıkmış! Derken sinek konuşmaya başlamış. “Hergün gizlice seni dinlerdim, şükretmen çok hoşuma giderdi. Rabbimin sevgisini kazanmak umuduyla seni taklit etmeye çalışırdım. Fakat sonra ne olduysa oldu ve sen güzel bakışını sadece kendine yönelten şükürüz bir canlı oluverdin! Buraya kadarmış! Bu gün seni bıraktığım gündür, bana kibrin ne kadar kötü, güzel bakmanın ne hoş bir davranış olduğunu öğrettiğin için sağ olasın” dedi ve uçarak uzaklaştı.  Örümcek ne düşüneceğini ne yapacağını şaşırmış vaziyetteyken belki Rabbisin rızası için ilk gün azad ettiği sinek vesilesiyle belki de sadece Rahmanın merhameti ile örümceğin kalbine bir yumuşaklık geldi… Önce Latife Hanımın israf yemekleri diye düşündüğü yemlerle kuşları beslediğini fark etti sonra bahçede yaşayan örümcek kardeşlerinin sevgili örtülerinin küçük bir yağmur damlasıyla veya az bir rüzgarla nasıl talan olduğunu, halbuki kendisinin koskoca insan kutusunda ne kadar güvende olduğunu gördü, hem Latife Teyzenin renk renk göz alıcı yastıkları vardı, o evlerden ırak süpürgeyi de yuvasını temiz tutmak için kullanıyordu. Bunları anlayınca ne derece büyük bir gafletten uyandığını fark edip Rabbisin tövbe etti. Sonra tekrar o sineği düşündü. Sahi ne kadarda güzel kanatları vardı. (Alıntı)