Tarımda çeşitlerin yaşadığı değişim bazen siyasetten bile daha öğreticidir. Çünkü üretici duyguyla değil, sonuçla hareket eder.
Bir çeşit yıllarca süren ıslah çalışmaları, adaptasyon denemeleri ve büyük yatırımlar sonucunda piyasaya çıkar. Bir dönem gelir, o çeşit öylesine popüler olur ki üretici ürünü daha ekmeden siparişler verilir, rezervasyonlar aylar öncesinden dolar. Hatta bazı çeşitler pazarın neredeyse tamamına hâkim olur.
Ama tarımın doğasında değişim vardır. Bir hastalık ortaya çıkar, yeni dayanımlı çeşitler geliştirilir ya da tüketici beklentisi değişir. Bir bakarsınız, bir yıl önce yetiştirilmeye çalışılan ürün ertesi yıl elde kalmaya başlamış. 2000’li yılların başında sebze üretiminde bunun çok sert örnekleri yaşandı. Öyle çeşitler vardı ki üreticiler sıraya giriyordu. Bir sonraki yıl ise aynı tohumlar ödül olarak verilmek istendiğinde insanlar almak bile istemedi. “Bunlar artık ne işe yarayacak?” diyerek bırakıp gittiler.
İlginç olan şu; aradan yıllar geçmesine rağmen üreticiler o çeşitlerin isimlerini hâlâ unutmadı. Çünkü o dönem çok ciddi kazanç sağlamışlardı. Ancak bugün aynı üreticilere yeniden o çeşitleri ekip ekmeyecekleri sorulsa büyük çoğunluğu asla dönmeyeceklerini söyler. Çünkü artık dönem değişti. Yeni hastalıklar çıktı, yeni dayanımlar geliştirildi, üretim modeli güncellendi, piyasa farklılaştı.
Siyaset de aslında bundan çok farklı işlemiyor.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan tartışmalara baktığımızda Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden eski siyasi ağırlığını oluşturmasının oldukça zor olduğu görülüyor. Çünkü sadece kişiler değil, siyaset anlayışı da değişti. Parti içindeki dinamikler farklılaştı, üyelerin beklentileri değişti, seçmen daha görünür ve daha aktif tepki veren bir yapıya dönüştü. Son yıllarda ortaya çıkan yeni siyaset dili ve saha çalışması anlayışı, özellikle Özgür Özel dönemindeki performans üzerinden başka bir noktaya taşındı.
Bu saatten sonra hem seçmenin hem de parti tabanının büyük bölümünün, geçmiş dönemin siyaset tarzına geri dönülmesini istemesi çok güçlü bir ihtimal gibi görünmüyor. Çünkü doğa nasıl sürekli yenileniyorsa toplum da kendini yeniliyor. Tarımda eski çeşitlerin yerini yenileri alırken, siyasette de eski yöntemlerin yerini yeni yaklaşımlar alıyor. Dünyada değişim yaşanırken Türkiye’nin bundan bağımsız kalması zaten mümkün değil.