Kurban Bayramı nedeni ile çok fazla insanla görüşüp konuştum. Tesadüf müdür bilemedim ama kimsenin gündeminde CHP’nin iç sorunları yoktu.
Basının gündem dayatmasına rağmen, ekonomik sorunlar ve üniversite mezunu çocuğuna iş bulamayanlar denk geldi bana hep.
Ve tabii ki Antalyaspor…
Hemen herkes sezon başında yazdığım, “El Fatiha” ve “Batırmıyorlar, kökünü kazıyorlar” başlıklı yazılarımı hatırlattı. Bugünkü karşılaştığımız tabloyu sezon başında tahmin edince, insanlar da çok şey bildiğimi düşünüyor. Oysa kulübü yakından takip edenler bunu zaten görüyordu.
Sezon başı yazdıklarım doğru çıkınca, kulübün geleceği ile ilgili somut tahminde bulunmamı isteyenlerin sayısı oldukça fazlaydı.
Daha sezon başlamadan takımın düşeceğini tahmin ettiğimde beni ‘Antalyaspor düşmanı’ ilan edenler, sezon boyu yönetimin kenarında-köşesinde konuşlanmaya, deplasman uçaklarında yer almaya ve kulüp binasında mesai yapmaya devam etti. Bazıları da yöneticilerin şirketlerinde ekmek parasını kazandı. Kimseyi suçlamıyorum.
Ancak Antalyaspor, günübirlik menfaatler uğruna görmezden gelinen ve bir araç gibi kullanılan obje değildir. En azından benim için hiçbir zaman öyle olmadı. O nedenle sezon devam ederken ‘Takım belki ligde kalır’ umuduyla aylarca yazı dahi yazmadım.
Sezon başında takımın düşeceğini tahmin eden birisi olarak, bayram boyunca görüştüğüm kimseye kulübün geleceği ile ilgili somut bir tahminde bulunamadım. Çünkü bu kulüp dernek seçimi ile Antalya’dan koparıldı. Kulübün geleceği de yüzlerini muhtemelen bir daha görmeyeceğimiz siyah takım elbiseli ve silahlı insanların eline bırakıldı. Dernek seçiminden sonra, bir kısmı şu anda cezaevinde olan kişilerle birlikte poz verip, “Kazandık” paylaşımı yapanlar bunlara dahil.
Doğru… Onlar kazandı. Antalyaspor’un ne yaptığı onların zerre umurunda değil.
Kulübün geleceği ile ilgili bir fikir beyan etmek imkansız. Ancak yapılması gerekenler ve beklentileri sıralayabiliriz.
Öncelikle Antalyaspor Kulübü Derneği’nin mevcut yönetiminin bir basın toplantısı düzenleyerek neden kulübü ele geçirdiklerini, Rıza Perçin başkanlığındaki yönetimi neden kayyum olarak atadıklarını anlatmalı. Camiaya böyle bir borçları var. Eleştirilse de kulübün bir yönetimi vardı ve görevi bırakmaları dayatıldı. O kadar ki; “Paramız da var, B, C, D planlarımız da hazır” sözlerini herkes hatırlıyor.
Gelinen noktada hazır olan paralar nereye gitti de kulüp çalışanları bayrama neden parasız girdi?
Sezon başında bu kadar çöp futbolcu hangi futbol aklıyla alındı, hangi menejerlerle çalışıldı? Transfer yasağı defalarca kaldırılıp açılırken yani para yokken 1,5 Milyon Euro’ya yakın bonservis bedeli ödeme fikri kimden çıktı?
Yohan Boli, Kenneth Paal, Abdülkadir Ömür, Jesper Ceesay gibi 200 Bin Euro etmeyecek oyunculara 600-800 bin Euroluk kontratlar nasıl imzalandı?
Eyüpspor gibi başkanı tutuklanan ve kayyuma devredilen, devre arasında 11 as oyuncusunu satıp 1. Lig hazırlığı yapmaya başlayan bir takımın bile kaldığı Süper Lig’den düşme başarısı, planların hangi aşamasında vardı?
Bir sır gibi saklanan B, C, D planları hala paylaşılmayacak mı? Her türlü planımız hazır diyenlerin gerçekten B planı var mıydı? Yoksa B planı ligden düşmekti de C ve D planlarına gerek kalmadı mı?
Rıza Perçin, görevi bırakmaları halinde kulübün sahipsiz kalacağı kozunu oynuyor. Mevcut dernek yönetimi dururken zaten kimse aday dahi olamaz. Eğer kulübün geleceği düşünülüyorsa, dernek yönetimi ile birlikte genel kurula gidilmeli. Önce Mustafa Ergün ve ekibi bırakmalı ki; Anonim Şirket’e aday olmak isteyenlerin kafasında soru işaretleri kalksın. Mustafa Ergün’ün dernekte devam etmesi, A.Ş.’ye aday çıkmaması ve Rıza Perçin’in mecburen görevde kalması anlamına geliyor ki; bunu kamuoyu çok iyi biliyor.
Dernek Başkanı Mustafa Ergün’ün sezon başında açıkladığı B, C, D planlarına gelince… Gelinen noktada, A Planı takımı ligden düşürmekmiş, B planı dernek yönetimi marifeti ile koltuğu bırakmamak, C planı da kulübün kökünü kazımakmış. Yaşanan süreç böyle düşünmemizi sağlıyor. En düşük ödeme kalemlerinden personel maaşını aylarca ödemeyip insanları bayrama parasız gönderenlerin bu planlarını uygulamakta başarılı olduğunu görüyoruz.
Antalyaspor mu?
Büyükşehir Belediyesi, meclis kararı ile binlerce çocuğun spor yaptığı bir halı sahayı imar değişikliği ile akaryakıt istasyonuna çevirip yarı fiyatına birilerine peşkeş çeker. Yetmezse meclis kararı ile 30 Milyon Lira ek bağış yapar, o da yetmezse bir arazide yapacağı imar değişikliği ile şehre yeri beton kütleleri ekleyerek kulübe para akıtmaya devam eder. Valilik ve bakanlıklar buna destek verir, yönetim de o parayla personel maaşı dahi vermeden koltukta oturmaya devam eder.
Söz artık kamu kurum ve kuruluşlarında. Bakanlıklar, Antalya Valiliği, başta Büyükşehir olmak üzere ilçe belediyeleri ve kulübe sponsor olan iş insanlarına düşen görev ise;
Milyonlarca insanın kaynaklarını akıttığınız kulübü takip edip, verdiğiniz paraların nereye gittiğini lütfen sorgulayın.
Mesela;
Narenciyede binlerce çocuğun spor yaptığı hali sahayı akaryakıt istasyonuna çevirerek kulübe aktardığınız 29 Milyon Lira para var ya…
O para ile bu sezon sadece 1 asist yapıp takımdan ayrılan ve 35 milyon lira parayı cebine koyan Abdülkadir Ömür’ün parası bile çıkmıyor.
Artık Antalya’ya kıymayın.
Büyükşehir Belediyesi’nin Antalyaspor’a verdiği ve akıbeti bilinmeyen Hafriyat olayını bile yönetemeyen bir anlayışa şehri peşkeş çekmeyin.
Son sözüm; bu cümlelerimden sonra beni ‘Antalyaspor düşmanı’ ilan edecek olanlara… Bir yıl nemalandınız, düşün bu kulübün yakasından.