Dağ başını duman almış, Gümüş dere durmaz akar. Güneş ufuktan şimdi doğar, Yürüyelim arkadaşlar.Sesimizi yer, gök, su dinlesin; Sert adımlarla her yer inlesin!
Cumhuriyetimizin 10. YIL Marşı olarak kabul edilen, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktıktan sonra yolda okudukları söylenen "Dağ Başını Duman Almış" marşı, 20 Haziran 1938'de "Gençlik ve Spor Bayramı Marşı" olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Genç Parti bir dönem seçim şarkısı olarak kullanmıştır. Bugün o marşa gönderme yapılarak oluşan bir siyasi oluşum göz önünde. Artık söylem Özgür Özel’in oldu gibi görünüyor.
24 Temmuz 2026 tarihi hafızalardan silinmeyecek bir gün oldu. 103 yıllık siyasi bir yapı yine parçalandı. Yürüyelim Arkadaşlar diye yola çıkıldı ama nereye sorusunu bir kez daha bütünsel bir vizyonla sormak gerek.
Adalet yürüyüşünde milyonları arkasına alan Kılıçdaroğlu da yürüyelim arkadaşlar diye yola çıktı ve sonunda yalnızca duralım arkadaşlar dedi, peki NEDEN? Şimdi bir hain olarak anılıyor, o günlerde kimse neden diye sormadı Kılıçdaroğlu’na. Korku kültürünü besleyen yanıtlar dışında.
Bu siyasi ve tüm toplumu etkisi altına alan kültürel süreci tarihsel verilerle ele allım, CHP tarihi aynı zamanda bizim Cumhuriyet tarihimizin siyasi kültürünün tarihidir. Bir kez daha siyasi umutlarımız söndü ve yeni bir umut ışığı olarak yeni yepyeni bir parti doğuyor, ancak bu 103 yıllık yürüyüşün sonu mu demek bilemiyorum. CHP kültürü, siyasi duruşu, mal varlığı, Kurucusunun Ata’mız olması koskoca bir iş bankası gibi finansa yön veren bir bankacılık faaliyeti olması dışında bizim Cumhuriyet İlkelerimizi 6 okuyla taşıyıp, koruma misyonunun sahibiydi.
Peki, şimdi ne olacak bunu tarihsel süreci gözden geçirerek anlamaya çalışalım.
"103 yıllık kurumsal bir partiden ayrılarak yeni bir parti kurmak, Türkiye'nin merkez sol siyasetini güçlendiren bir hamle midir, yoksa tarihsel hafızayı zayıflatan stratejik bir hata mıdır?"
Bu yazı, yukarıdaki temel sorudan hareketle "Yeni Parti doğru bir siyasal tercih miydi?" sorusunu tarihsel örnekler ve siyaset bilimi perspektifiyle tartışmayı amaçlamaktadır.
Türkiye siyasal yaşamında CHP'den ayrılarak kurulan pek çok parti bulunmaktadır. Bunlar arasında;
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
Demokrat Parti
Güven Partisi
Demokratik Sol Parti (DSP)
Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP)
Memleket Partisi, gibi örnekler yer almaktadır. Bu tarihsel deneyimler incelendiğinde ortak bir olgu dikkat çekmektedir. CHP'den ayrılan hareketlerin büyük bölümü başlangıçta "yenilenme", "değişim" veya "yeni bir siyasal anlayış" iddiasıyla ortaya çıkmış; ancak önemli bir kısmı uzun vadede CHP'nin yerine geçememiş, aksine merkez soldaki siyasal temsilin parçalanmasına neden olmuştur.
Ancak bu kez önemli bir fark var. İlk kez Yeni kurulan bir Parti CHP’nin yıllardır üzerine yapışan ana muhalefet kimliğini elinden aldı.
Yine de, bu tarihsel arka plan ışığında şu temel soru önem kazanmaktadır: 2026 yılında kurulan Yeni Parti, bu tarihsel döngüyü kırabilecek yeni bir siyasal model mi sunmaktadır; yoksa Türkiye siyasetinde daha önce birçok kez yaşanan "bölünerek küçülen muhalefet" olgusunun yeni bir örneğini mi oluşturmaktadır?
Yazımın temel tezi, Yeni Parti'nin kuruluşunun yalnızca hukuki zeminde değerlendirilmesinin yeterli olmadığıdır. Bir siyasi partinin kuruluşu hukuken mümkün olabilir; ancak siyasal doğruluğu, tarihsel hafıza, kurumsal devamlılık, ideolojik miras, seçmen psikolojisi ve muhalefetin bütünlüğü açısından da değerlendirilmelidir. Bu bağlamda 103 yıllık bir siyasal geleneğin parçalanması, yalnızca yeni bir partinin doğuşu değil; aynı zamanda Cumhuriyet'in en köklü siyasal kurumlarından birinin tarihsel sürekliliğinin yeniden tartışmaya açılması anlamına gelmektedir.
Bu perspektif doğrultusunda şu temel sorular etrafında dolaşalım…
CHP yalnızca tüzel kişiliğe sahip bir siyasi parti midir, yoksa Cumhuriyet'in tarihsel hafızasını temsil eden kurumsal bir gelenek midir?
Siyasal meşruiyet yalnızca hukuki kararlarla mı belirlenir, yoksa toplumsal taban ve seçmen iradesi de meşruiyetin ayrılmaz bir parçası mıdır?
Doksan bir milletvekilinin yeni partiye geçmesi, CHP'nin tarihsel mirasının da yeni partiye taşındığı anlamına gelir mi?
Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan ve Cumhuriyet'in kurucu partisi olarak kabul edilen bir siyasal miras, yeni bir örgütsel yapı tarafından temsil edilebilecek mi?
"Değişim" ile "kopuş" arasındaki sınır hangi noktada başlamaktadır?
2026 yılında yaşanan süreç, Bülent Ecevit'in 1972 yılında CHP içinde gerçekleştirdiği dönüşüm hareketine mi benzemektedir; yoksa DSP, Memleket Partisi ve benzeri ayrışmaların tarihsel çizgisine mi daha yakındır?
Bu yaklaşım, polemik üretmeyi değil; siyaset bilimi, siyasal tarih ve kurumsal kimlik ekseninde çok yönlü bir değerlendirme yapmayı hedeflemektedir. Amaç, herhangi bir siyasal aktörü mutlak biçimde haklı ya da haksız ilan etmek değil; tarihsel deneyimler ışığında ortaya çıkan yeni siyasal oluşumun anlamını, olası sonuçlarını ve Türkiye'nin merkez sol siyaseti üzerindeki etkilerini eleştirel bir bakış açısıyla tartışmaya açmaktır.
Böylece okuyucuya tek yönlü bir yargı sunmak yerine, farklı tarihsel örnekler ve kuramsal yaklaşımlar üzerinden kendi değerlendirmesini oluşturabileceği analitik bir tartışma zemini hazırlanacaktır.
DEVAM EDECEK…