14 Ağustos tarihinde yazmıştım en son. Özledim köşemi, dostlarımı. Saygı ve sevgi dolu bir yürekle kucaklıyorum hepinizi...
Sağlık ve huzur içinde yaşamak için çabalayalım. Dini bayramlarımız, değerli ve anlamlı, hepimiz biliyoruz. İbadetlerini yerine getirenler, getiremeyenler, getirmeyenler toplumumuzda hep oldu hep olacak...
Ancak, evlatlarımızı ve ailelerini tarikatların eline teslim etmek kaygı verici.
Son yıllarda istismara yönelen bu tür kadrolaşmaların, iktidarını ele geçirme kavgasını izlemekteyiz.
Milli bayramları kutlamak, "gösteriş sergileme ya da zorunluluğu yerine getirme" olarak algılanmamalı...
Eskiden çok abartılı mı kutlardık?
Okul dönemlerimi hatırlarım.
Saatlerce okul bahçelerinde, yağmur altında sahalarda, salonlarda, meydanlarda tutulduğumuz, hamasi nutukları dinlediğimiz törenleri yaşadım.
Doğru olanı yapmak önemli...
Cumhuriyetimizle onurlandığımız, Bayrağımızın gölgesinde İstiklal Marşımızı söylediğimiz coşku ile kutladığımız,
30 Ağustos'ları
29 Ekim'leri,
23 Nisan'ları,
19 Mayıs'ları hiç unutmadım...
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü hatırladık ve saygı, sevgiyle andık...
Gurur dolu günleri duyguyla yaşadık...
Şimdi, belli çevrelerce, unutturulmaya çalışıldığına da şahidiz. Maalesef, değerler anlamını yitirince, yasalar yok sayılır. Sadece yaşam konforumuz kaybolmaz, insan kalitemiz de yerle bir olur, sürünmeye başlarız...
Açlığa mahkum edilen, eğitimden uzaklaşan, sosyal ve kültürel gelişimi kabullenemeyen ve düzeyli, düzenli yaşam koşulları yaratamayan bireylerin çoğalacağı hissi var yüreğimde...
Öylesi günlere koşar adım gidiyoruz sanki!
Toplumun hemen hemen her kesiminde bir dejenere olma hali yaşanmakta! Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar ile mücadele, parti politikalarına giriyor ve çok beğenilip alkış da alıyor.
Demokrasi zannettiğimiz, sandığa da oy olarak yansıyor...
Kötülükler, çirkinlikler had safhada yaşanıyor.
Çeteler, mafyatik tipler sokaklarda, piyasalarda fink atıyorlar.
Ölenlere de, öldürenlere de yazık oluyor...
Güçlüler, para ve şöhrete çabucak ulaşıyorlar...
İnsanlar kolaycılığı tercih ediyorlar artık!
Para kazanmak için kural tanınmıyor. Kanunları yok sayarak grup oluşturabiliyorlar, ellerine su tabancası, tahta bıçak bile almadan korku imparatorluğu kurabiliyorlar.
Normal bütçelilerin alamayacağı otomobillere binenleri, hem de bir aileye üç otonun nasip olduğu işleri bitirenleri, devasa iş merkezlerine sahip olanları, düğünlerde takılanları taşıyamayanları görüyoruz. On yıllar önce kalp krizinden öldüğü adli tıp raporu ile kanıtlı kişilerin, öldürüldüklerinin bilgisini dinliyoruz. Mezarlar açılarak tespitler yapılıyor...
Kişi, kral, kraliçe, ağa, padişah, imparator gibi bolluk içinde yaşamak için, tarihini, anasını, babasını, atasını, dilini, dinini, kültürünü hatta ailesini yok sayabiliyor.
Çağa uygun kılık kıyafet ile piyasada boy göstermek.
Markalı şeyler giymek...
Frak, kravat, kasket takmak, sakal bırakmak, saçı arkadan bağlamak...
Lazerli, bol ışıklı mekânlarda geceden sabaha eğlenmek, hoplamak zıplamak...
En kaliteli içeceği, eşi bulunmaz dumanlı ile yudumlamak...
Adına sosyal medya denen üst teknolojiyi hoyratça kullanmak...
Fenomen olma mertebesine ulaşmak...
Bireyi ve toplumu, çağdaşlığa taşımaz...
Yeryüzünde çağa uygun hareket etmeyi düşünen ülkeler, olağanüstü bir değişimi içine sindirmişlerdir...
Buna göre planlamalar ve programlar yaparak değişmişlerdir...
Soruyorum, dostlarıma;
Ülkemiz gelişim ve değişimi, ilkeli ve seviyeli olarak ele alabilmekte, gerçekten benimsemekte mi?
Türk Dil Kurumu, Tarih Kurumu, Türk Hava Kurumu, Köy Enstitüleri gibi bir çok kurum güçsüz hale getirilmiş ve yok edilmiş durumda!
Dünya kriterlerine uyumlu çalışmalarla, üst sıralarda yer bulan üniversitelere ne oldu da, nal topluyorlar?
Üretime yönelik gerçekleri neden göremiyoruz?
Ülkemizin tarımı, hayvancılığı niçin yok olmaya doğru yol almakta?
Şeker, kumaş üretimi yapan, dokumacılıkta zirveyi yakalayan fabrikalarımız ne oldu da özele dönüşüverdiler?
Altın yumurtlayan tavuk diye tanımı yapılan köprüler, yollar neden satışa çıkarılıyor?
Sonucu, dilim döndüğünce yazayım...
Bilimden uzaklaşarak, geçmiş ile gelecek arasındaki köprüleri yıkmaktayız!!!
Vallahi billahi bu iletişimi sağlayacak kurumumuz da kalmadı...
Atatürk, bize neler neler armağan etti. Nasıl sundu?
O bilinci korumak zorundayız.
Emanete de hıyanet etmemeliyiz. Bilim, eğitim ve akıl hepimiz için, en değerli erdemler, "vazgeçilmezlerimiz"
Türkiyemiz'i çağdaşlığa ulaştırmalıyız. Cehaletle mücadele etmeliyiz.
Fakat, korkarak, kavgadan kaçarak aydınlığa varamayız.
Hiç bir özelliği olmadığı halde, kontrolsüz güç kullanıp, bizlere eziyet çektirenlere karşı duruş sergilemeliyiz.
Televizyonlara, bu denli yakınlaşmamalı, yapışmamalıyız. Herkesi hipnotize eden aşağılıktan da çukur filmlere, dizilere, yarışma programlarına müptela olmamalıyız.
Futbolu çirkefçe kullananlara tavır koymalı, kötü ve pis yanlarını protesto etmeliyiz.
Bilim, tarih, sanat, edebiyat, teknoloji ve kültür alanları, olmazsa olmazlarımız olarak kabul görmeli ve herkes tarafından da benimsenmeli...
Bilmeliyiz, bilinçli insan olduğumuzu da topluma hissettirmeliyiz.
Düzeyli eleştirilere de kulak vermeli, tekrar düşünmeliyiz...
Gerekirse kendimizi sorgulamalıyız.
Doğru ve dürüst kalmalı, kişiliğimizden de taviz vermemeliyiz.
Düşünen, konuşan, dinleyen, öğreten, öğrenen insanlarla birlikte olmak ve çoğalmak için gayret göstermeliyiz.
Sağlıklı ve esen kalın...