Yıl 2026 sonbahar; eylül geldi ve geçiyor; yazın uzun günleri geride kaldı. Akşamlar biraz daha erken, sabahlar biraz daha serin artık. Ama Eylül yalnızca mevsimin değişmesi değildir; biraz da insanın kendisiyle yüzleşmesidir.

Yaz boyunca sustuğumuz ne varsa yeniden konuşmaya başlar içimizde. Unuttuğumuzu sandığımız insanlar gelir aklımıza; yarım kalanlar, söylemediklerimiz, vazgeçemediklerimiz, hayallerimiz, hayal kırıklarımız…

Hepsi her eylülde bir anda aklımıza gelir. Belki de bu yüzden biraz hüzünlüdür Eylül. Çünkü her başlangıcın içinde bir veda vardır.

Bu vedalar bazen içimizi acıtabilir, bazen mutlu da edebilir. Ama Eylül’ün verdiği veda, yeni bir başlangıcın kapısına açılan bir yol da olabilir.

Ağaç yapraklarını bırakır, biz ise bunu kaybetmek sanırken oysa ağaç yeniden yeşerebilmek için bırakır yapraklarını. İnsan da bazen taşıdığı yüklerden değil, bırakamadığı şeylerden yorulur. Tam da burada, aldığımız nefes dahi yorucu gelebilir. Bu yüzden Eylül biraz da “artık yeter” diyebilmenin ayıdır. Bir kırgınlığı, bir korkuyu, bir insanı ya da artık bize ait olmayan eski bir hayatı geride bırakabilmenin yoludur. Çünkü bazı şeyleri kaybetmek aslında kendimize yeniden yer açmaktır. Bazı şeyleri kaybetmek gerçekten bir ihtiyaçtır.

Her Eylül, kendimize ne kadar geç kaldığımızı hatırlatır. Belki bugün istediğimiz yerde değiliz. Belki çok bekledik, çok kaybettik, kendimize geç kaldık. Ama hâlâ buradayız ve işte tam burada başlıyor: yaprak düşüyor ama ağaç ayakta kalıyor; yalnızlık bitiyor ama hayat bitmiyor.

Eylül bize şunu hatırlatıyor: Her sonbaharın içinde gizli bir bahar vardır. Ve bazen insanın en güzel başlangıçları, her şeyin bittiğini sandığı yerde başlar.

Esen kalın.