Eski Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun arazisine ulaşım için açılan yol, “Kamu Yararı” gerekçesiyle savunuluyor. Peki, aynı talep sıradan bir yurttaştan gelseydi sonuç değişir miydi?

Antalya’nın Kaş ilçesinde bir yol açılıyor. Ama mesele birkaç yüz metrelik stabilize hat değil. Mesele, hukukun nereye kadar uzandığı; kamu yararının kim için işletildiği; koruma statülerinin gerçekten koruyup korumadığıdır.
Kaş–Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içindeki Limanağzı, sıradan bir kıyı parçası değil. 3. derece doğal sit statüsüne sahip; içinde üç ayrı 1. derece arkeolojik sit ve bir tarihi sit alanı barındıran; neredeyse tamamı orman ve zeytinliklerden oluşan, çok katmanlı bir doğal ve kültürel mirastır.
Bu, statüler çok nettir ve hukuki koruma kalkanıdır.
Buna rağmen, eski Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu’ya ait araziye yönelik yol açma çalışmaları kamuoyuna yansıdı.
Üstelik onaylı bir imar planı olmaksızın yürütüldüğü iddiasıyla. Eğer bu doğruysa, sorun basit bir idari işlem tartışması değildir; doğrudan planlama hukuku, çevre hukuku ve kültürel miras mevzuatının ihlali anlamına gelir.
İşin uzmanları şunun altını özellikle çiziyor: "Bir alan hem doğal sit, hem arkeolojik sit, hem de tarihi sit ise, burada atılacak her adımın çok katmanlı bir izin ve denetim sürecinden geçmesi gerekir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu başta olmak üzere, Özel Çevre Koruma Bölgesi rejimi, orman mevzuatı ve zeytinlikleri koruyan hükümler birlikte değerlendirilmeden yapılacak her fiziki müdahale hukuki tartışma doğurur."
Antalya Orman Bölge Müdürlüğü’nün verdiği yol izninin “kamu yararı” gerekçesine dayandırıldığı ifade ediliyor.
Oysa kamu yararı, belirli bir mülkiyetin erişimini kolaylaştırmakla özdeş değildir. Kamu yararı; toplumun ortak doğal varlıklarını, kültürel hafızasını ve ekolojik bütünlüğünü korumayı da kapsar. Dahası, koruma altındaki alanlarda kamu yararı kavramı dar değil, geniş yorumlanmak zorundadır.
Kaş Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan vatandaşların tepkisi tam da bu noktaya işaret ediyor.
Bu itiraz, bir şahsa ya da bir siyasi kimliğe karşı değil; koruma statülerinin aşındırılmasına karşıdır. Bugün Limanağzı’nda açılan bir yol, yarın başka bir koyda, başka bir zeytinlikte emsal teşkil edebilir. Hukukta “emsal” sadece mahkeme kararlarıyla oluşmaz; idari pratikler de fiili emsal yaratır.
Türkiye’de çevre koruma rejimi uzun süredir parçalı ve baskı altında ilerliyor. Özel çevre koruma bölgeleri, sit alanları, milli parklar… Kâğıt üzerinde güçlü görünen bu statüler, siyasi ve ekonomik baskılar karşısında ne kadar dirençli? Asıl soru budur. Bu konu başlığı ayrıca tartışılmalıdır.
Limanağzı meselesi yerel bir imar tartışması değildir. Bu, Türkiye’nin doğal ve kültürel mirasını nasıl yönettiğine dair bir sorgulamadır. Eğer koruma statüsü olan bir alanda, planlama süreci ve kurul kararları şeffaf biçimde işletilmeden yol açılabiliyorsa; sorun yalnızca Kaş’ın değil, ülkenin tamamınındır.
Yol açmak kolaydır. Asıl zor olan, hukuku ve doğayı birlikte ayakta tutmaktır.
Limanağzı’nda açılması gereken şey yeni bir hat değil; şeffaflık, denetim ve gerçek kamu yararı anlayışıdır.