Dersler çıkararak bir hedefe koşmalıyız. Futbolumuzun amatörlerine ve bu oyunu tertemiz yönetenlere, oynayanlara, oynatanlara şükran borçluyuz.

Futbol sadece profesyonellerin oynadığı bir oyun değil kuşkusuz! Türkiye'de kocaman liglerin profesyonelleri ne haldeler, yürekler acısı durumumuzu hem sahada, hem masada görmekteyiz! Kir, pas içinde, olan, haddizatında cezbedici ve güzel bir branşı, her geçen gün daha da kötü yöneterek, oynatarak, oynayarak, izleterek çıkmaza sürüklüyoruz. Oynanan oyunu futbol zannedip, sevdalı olduğumuz meşin yuvarlağın peşindeyiz ve körü körüne koşturuyoruz. Vallahi gözleri görmeyen canlarımız, futbolu, gözlerinden, ceplerinden euro ve dolar fışkıranlardan, bahise, manüplasyana elini kolunu kaptıranlardan çok daha kaliteli ve centilmence oynuyorlar... Burdur'da, futbol sevilir fakat ilgili ve yürekli insan sayısı, iki, üç elin parmaklarını geçemeyecek kadar azaldı artık... Altyapı ve amatör liglerle yetinmekte futbolseverler! Futbolun paydaşları, Burdurspor, Burdurgücü, Yeni Burdurspor, Burdur Maküspor, Bucak Belediyesi Oğuzhanspor adlarıyla sahne aldılar, denemeler yaptılar, halk da destek verdi ama Burdur'un profesyonel futbol ligine katılımı sağlanamadı! Afyonkarahisar profesyonel futbolunun gidişatı da pek iyi değil. Üç beş kez yok olup, iflaslar yaşamasına rağmen silkelendiler, Türkiye'nin en üst düzey futbol tesislerini, kamp merkezlerini inşa ettiler. Ancak Afyon kentinin, profesyonelliği de son yıllarda hızla inişe geçmiş durumda... Antalyaspor da, çok ciddi sıkıntılar yaşayarak 2026-2027 sezonuna merhaba dedi... Geçmişte Antalyaspor, öylesine sorunlu hatta kayyumlu, buhranlı günlerden geçip başarılar yakaladı ki! Tam yirmi yıl önce, ligden düşmenin hemen ardından, 2006-2007 sezonunda, Sedat Peker'in başkanlığında muhteşem bir geri dönüşe imza atarak şampiyon olmuştu...

O günlerde kulübün adeta askeri gibi çalışmıştım. Yaşamımın en büyük hediyelerini de, "yetiştirdiğimiz üst düzey sporcular, her kategoride kazanılan birincilikler ve Fener'in, GS'nin, BJK'nin ve diğer kulüplerin üzerinde ligi bitirip PAF Ligi Türkiye şampiyonu olan ekibimizin evlatları sayesinde" kazandım. Onuru, gururu yetiyor, artıyor... Çok severek, şevkle çalışarak hizmet sunduğum Isparta'dan ve profesyonel futbolundan da birşeyler yazayım. 1983'den 1991 yılının sonuna kadar Isparta'da yaşam sürdürdüm. Mühendislik Fakültesi'nde Spor eğitimcisi olarak görev yaptım. Değişik sezonlarda, "6 defa" Ispartaspor'da çalıştım. Mustafa Özkula, Sabahattin Koludar, Muzaffer Özkan, Baskın Soysal, Turgay Meto, Coşkun Süer hocalarımın yardımcı antrenörü oldum o tarihlerde. Yarım sezona yakın da takımı tek başıma antrene edip, maçlara çıkarmıştım. Değerli büyüklerim, Özkula, Soysal, Süer hocalarım artık aramızda değiller. Işıklar içinde uyusunlar. İzmir'de hayatını sürdüren Koludar, Gümüldür'de yaşayan Meto, Çanakkale'de olan Özkan ağabeylerime sağlıklı huzurlu bir ömür dilerim.

Bir anı ile yazıma çeşni koyayım. Özkula, Koludar, Özkan hocalarımla her açıdan sıkıntılı sezonlar yaşadıktan sonra, Isparta futbolseveri iddialı bir takım kurulması için seferber olmuştu...

40 yıl önce yaşananları, aynen aktarıyorum sizlere...

1986-1987 futbol sezonunun transfer dönemi idi. Türkiye Profesyonel 3.ligden, bir üst lige çıkma kararlılığıyla, güçlü bir takım yapmak için çalışmalar başlatılmıştı. Şampiyonluğa oynama düşüncesiyle planlama yapılmış ve iyi de bir takım oluşturulmuştu. Devre arasında gerçekleşen transferlerle daha da güçlü hale gelmişti kadromuz. Önce rahmetli Baskın Soysal'a (Ankaragüçlü eski kaleci, "Sarı Baskın" namıyla tanınan ve çok sevilen bir insan idi ) sonra da Turgay Meto'ya ( İzmirsporlu, Gümüldür sevdalısı ) yardımcı antrenör olarak destek verdim.

İlk yarı bitimine yakın haftalarda takım olarak bir, iki mevkide eksiğimiz, maddi anlamda ise acil çözülmesi gereken sorunlarımız mevcuttu...

Hiç unutamadım, ilk yarının sonunda çok farklı bir skorla kazanacağımız Çivril deplasman maçını, zar zor, 1-1 bitirebilmiştik.

O maç sonrası Baskın hocamız görevi bırakmıştı. Etik olanı yapmak zorundaydım. Sözleşme imzalayan Turgay Meto hocamı beklemiştim. Affımı istememe rağmen, görevi sürdürmem istendi, kalmıştım. urgay Meto döneminde, kollar bir farklı, özellikle de maddi destek bulmak için sıvanmıştı...

Yaratılmıştı da!!!

Baskın Soysal döneminde, en zor deplasman galibiyetine 25 lira verilebilmişti. Bir iki hafta ertelenebiliyordu üstelik. Meto hoca ise, normal bir iç saha galibiyetinin primini 200 lira olarak açıklatmıştı. Maç sonunda ya da ilk antrenman günü dağıtılmaktaydı. Turgay hocamın, meşhur klasiği 10 Emir'i ve 5'e 2'leri ile sezonu sakatsız, kazasız bitirmiştik...

Nuri Alagül, Şenol Altunkapak yönetimin güçlü isimleriydi. Tevfik Önem, Rahmetli İsmail Erdoğan, Mehmet Saraç, Rahmetli Ramazan Boylu, Rahmetli Süleyman Sırrı Ölçekçiler, Esat Bolat, Adil Esenyurt, İsmet Demir gibi iş insanları ve kurum müdürleri yöneticilerimizdi. Kişmir Yılmaz genel kaptan olarak herşeye koşardı. Rahmetli İsmail İpekçi kardeşimiz de fedakâr bir futbol sevdalısı olarak her konuda destek verirdi. Kentin ağır abisi, Şevket Demirel de, her dönemde sunduğu ölçüde destek vermeyi taahhüt etmişti. Maddi katkı koyan şehre mâl olmuş bir değerli iş adamıydı zaten!

Nedendir bilinmez?

Siyasi erk ile sessizliği tercih eden siviller arasında oluşan, alınganlık ya da çekişme miydi yoksa siyasi yasaklılara sahip çıkmamaya karşı tavır koyma mıydı, bilemiyorum!?

Kimse çözemiyordu...

Bildiğim tek husus, siyaseti seven insanlar çoktu ve herkes politikacılar kadar hava atıyordu Isparta'da...

İslamköylü Süleyman Demirel'in memleketinde, futbol sevdalıları gergin bir havayı hissediyordu. Asker, kentin üst düzey komutanları, kulübe sahip çıkarken, kentin ağır isimleri kulüpten uzak durmaktaydılar. Soğuk rüzgarlar esiyordu ve böylesine gelişmelere rağmen, 1967 yılında kurulan köklü Ispartaspor, şampiyon olma gibi bir büyük hedefe kilitlenmişti. O günlerde anlatılırdı...

Dün gibi hatırlıyorum!!!Ispartaspor' un kuruluşunda, Isparta'da görev yapan Kenan Evren'i, o sezonun başında şaşalı bir törenle kulüp binasında ağırlamıştık. O anıya ait kocaman çerçeveli bir fotoğrafın önünde yönetici, sporcu herkesi kabul etmişti. Güçlü bir asker de, adeta Kenan paşanın yaveri gibi kulübün tüm sorunlarına yardımcı olmaya başlamıştı. Siviller arasında uzlaşı için toplantılar bile düzenliyordu...

Adı, Yusuf Haznedaroğlu idi...

Tümen komutanıydı.

İyi bir insandı. Seviliyordu da!

Fakat, şehirde "Ispartaspor kışladan mı yönetilecek" diyen ve kendine güvenen bir lobi mevcuttu.

Bu karşıt görüş ve karşı duruş, Subay Orduevi'nde verilen ve kentin ileri gelenlerin katıldığı, üst düzey konuların görüşüldüğü, ekonomik reçetelerin yazıldığı, senetlerin, çeklerin toplandığı, sözlerin vaatlerin söylendiği ve sporcuların da hazır bulunduğu, yemekli toplantı sonrasında, daha da belirgin hale gelmiş, çekişmeyi andıran görüntü su yüzüne çıkmıştı. Tarafsız olan, sadece Ispartaspor'un şampiyonluğunu düşünen futbol paydaşları, herkesin desteğine ihtiyaç duyulduğunu her ortamda dillendiriyorlardı.

Vallahi sezon sonuna kadar mayın tarlasında yürüdük sanki!

Kaptan Tarık ile geceli, gündüzlü beraberdik, her detayı konuşuyorduk, doğruya, iyiye ulaşmak için epey de tartışıyorduk!

Fakat, sonuçta yol da bulduk, yeni yollar da açtık...

O sezon neler, neler yaşandı, yazsam kitap olur ve çok okunur...

Takımda iyi oyuncularımız vardı...

Kaptanımız, Tarık Söyleyici, Kalecimiz de Mehmet Ali Öztürk(rahmetli) idi...

Ramazan Oral Yenigün (rahmetli), Küçük Ercan (Erkavas), Erdoğan Latif, İbrahim Derya Tutkun,

Metin Ülkütanır, Orhan, Gürani, Büyük Ercan, Gaziantep'li Uğur, Mehmet Kosovalı, Cuma, Askerlerimiz Konyalı Galip ve İsmail, Sadık, Selçuk ve Müjdat Karanfilci gibi iyi oyunculardan oluşan kaliteli bir kadroya sahiptik. O günlerdeki rakiplerimizden; Alanyaspor, Burdurspor, Nazillispor da kafaya oynuyorlardı. En istikrarlı takım görüntüsü veren de; Alanyaspor idi...

O dönemin kurt hocalarından Kadri Aytaç'ı, teknik direktör olarak göreve getirmişlerdi. Son dönemeçte, müthiş iki deplasman zaferi kazanarak, (Burdur ve Alanya) şampiyonluk yolunda mesafe katedip, Karamanspor deplasmanında alınan 0-0 beraberlikle Türkiye Profesyonel 2.ligine çıkmayı başarmıştık.

Alanya'da bir final maçı oynamıştık...

Öncesinde fevkalade bir kamp dönemini Antalya'da, Karpuzkaldıran askeri tesislerinde geçirmiştik.

Olağanüstü organizasyonu yapan Haznedaroğlu paşa idi. Çok zor bir maç olmuştu. Maçın hakemi, Coşkun Kutay'dı.

Biz daha soğukkanlıydık. Alanya ise çok gergindi...

5 Nisan 1987 tarihinde oynanan bu maçı Derya'nın bir, Müjdat'ın iki golü ile

3-1kazanıp, büyük avantaj elde etmiştik. Dört beş sezon profesyonel liglere uzak kalsalar da, bugün itibariyle Ispartaspor, profesyonel liglerde mücadelesini vermekte!

Isparta bu sezon mükemmel bir stadyuma da kavuşacak...

Düzeyli bir yönetimi var!

Siyasetçi ya da asker desteğine ihtiyaç duymadan belirlediği hedef doğrultusunda yürümekte...

Koşar mı "zirvelere" bilemem?!

"İnşaallah" diyerek, dileğimi de duyuruyorum.

35 yıldır, ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim, Atatürk'ün ifadeleriyle "Dünyanın en güzel yeri" olan Antalya'dayım. Antalyaspor istikrarlı ve başarılı sezonlar görür mü?

Yaşadığımız müddetçe zorluklarla hep karşılaşacağız...

Mücadele etmek zorundayız.

Sağlıklı plan programlar yaparsak, ahlâklı ve dürüst çalışırsak başarıları da elde edebiliriz...

Yeterki, isteyelim ve yılgınlığa girmeden çaba gösterelim...

Doğru tek!!!

Böylesi öyküler, alın teri dökülerek yazılabiliyor...

Anılarımıza kazınan, kaybettiğimiz tüm değerleri saygıyla anıyorum.

Sağlıklı ve esen kalın.

Not: Gelecek yazımı, "Alanya'ya saygı ile" ve Alanyalı dostlarım için kaleme alacağım.