Süleyman Demirel, "Bir Bilen" idi, o günlerde... Bilmem, kaç defa giden, bilmem kaç defa da gelen usta bir siyasetçiydi.

"Benim köylüm, benim çiftçim, benim memurum" diye sesini duyururdu.

Bir daha gelmemek üzere gönderilir, adeta siyaseten gömülür, küllerinden tekrar doğmayı başarırdı.

Son dönemlerinde, devrimciliğe evrildiği ile ilgili bir umut bile yaşamıştım!

Bülent Ecevit’e “Bir Bölen" adını takanları, toplumumuzun büyük çoğunluğunun affetmediğini düşünüyorum.

Bugün aramızda olan ve o günleri hatırlayan çok insan var.

O günlerde, solun birleşmesinin önündeki en büyük engelin Ecevit olduğunu kürsülerden söylediler, sayfalar da süslenmesine malzeme ürettiler.

Zarif adamdı, bir küçük evde mütevazı yaşam sürdüren tam bir Atatürkçü idi, demokrattı ve yurtseverdi, vatanperverdi.

Herşey söylendi hakkında...

Ne şairliği kaldı, ne de eşinin hoşgörüsüzlüğü ve sertliği!

Günümüzün utanç abidelerine alkış tutanları gördükçe, Ecevit'e çok büyük saygısızlık yapıldığını düşünüyorum?

Sonra neler mi oldu?

Çok şeyler, türlü türlü gariplikler yaşandı ülkemizde...

Hepimiz de gördük...

Yeni yeni birçok manevrayı, entrikayı öğrendik.

"benim memurum işini bilir",

" anayasaya, bir defa delinmekle bir şey olmaz" diyen zihniyet fukaralarına, tavır koymaya, koyamaya, 1994 seçimlerine gelindi.

Açtıkları partileri kapatılan, tekrar yeni isimle sahne alan ve süreci iyi ve hesap yaparak takip edenler, "Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Fazilet" sonrasında, Saadet ve Ak olarak iki kola ayrılan partililer

AKP'ye büyük bir zaferi kazandırdılar.

Takviyelerle başlayan serüven birçok yandaş, paydaş, oydaş buldu.

CUMHURİYET'i de reklam arasına benzetenler de oldu.

Değerlerimizle, "ayyaş, sarhoş nahoşluklarıyla" oynaşmaya başlayanlara da rastlandı...

Masalar kuruldu, devrildi.

Kürt sorunu var dendi.

Bekâ dendi, zekamızla oynandı.

Seçimlerde, kediler bile etkili oldu, mühürlü, mühürsüz zarflar oylar konuşuldu.

Hür iradeye pranga vurulduğu söylendi.

Böylece her seçimi kazanan, asrın lideri ile uzun yılları geçirdik.

Sol partiler oradan oraya savruldu. Kırpıla kırpıla, kırıntı oy oranlarıyla seçimlere girdiler ve çıktılar.

O günlerde, Ecevit'in DSP'sini protokollere sokarak potansiyel artıranlar, son dönemde de CHP'ye nifak çıkaranları kullanarak güç toplamaya devam ediyorlar...

Adamlar, "şunu, bunu yaptılar" diye ne methiye düzeceğim ne de eleştireceğim.

Kendimi sorgulayacağım!

Kanmak, kandırılmak, bu kadar kolay ve akılsızca yaşanmamalı...

Bizler, soyadını yıllar önce değiştirerek kendi kökünü silen ya da inkâr eden, bu denli kendisine, parti değerlerine uzak bir kişiye, neden 13 seçimde oy verdik?

Hak, hukuk diyerek, Adalet yürüyüşü yaparak bizlere kılavuzluk yapana nasıl inandık?

Burnum pis kokuyu hissetmeli ve uzak durmalıydım.

Türkiye siyaset sahnesinden çok lider geldiiii, geçti...

Yenileri ile de karşılaşacağız inşallah...

Önderimiz, asla tartışılmayacak tek büyüğümüz, ATAMIZ...

Bilen, bölen gibi adlarla, güçlü siyasileri de gördü ve sevdi, saydı ülkemiz insanı...

Sanki!

"İlk kez bir SİLEN'i tanıyacak."

Ülke genelinde, yükselen bir sesi duyar gibiyiz.

"SİLİNENLERİ göreceğiz, tarihin sararan yaprakları arasına bırakacağız" diye de yankılanıyor.

Sağlıklı ve esen kalın...