Deprem, ne zaman olacağı bilinmeyen ama olacağı kesin olan bir gerçek.

Bu yüzden afet yönetimi; niyetle değil, hazırlıkla ölçülür. En önemlisi kâğıt üzerinde yapılan planlar değil, o planların deprem anında hayat kurtarıp kurtarmadığı önemlidir.

Ne yazık ki Antalya’daki deprem toplanma alanları tam da bu noktada sınıfta kalıyor.

Mevzuat açık. Afet ve acil durum toplanma alanları; geçici barınma merkezleri kurulana kadar halkın güvenle toplanabileceği, paniğin azaltılacağı, bilgi akışının sağlanacağı alanlardır.

Belediyeler bu alanları belirler, muhtarlıklar, kaymakamlıklar ve valiliklerle koordinasyon sağlanır, AFAD standartları esas alınır. Metrekare hesabı vardır, erişilebilirlik vardır, güvenlik vardır. En azından olması gereken budur.

Peki, Antalya’da durum böyle mi? Maalesef hayır.

Bugün Antalya da deprem toplanma alanı olarak gösterilen birçok yer, yalnızca bir tabeladan ibaret. Birçoğu özellikle kamu alanlarında toplanma alanı olması gereken yerler sonradan kafeteryaya, otoparka, yada farklı bir ticari alana dönüştürülmüş durumda.

Kâğıt üzerinde “toplanma alanı” olarak görünen bu noktalar, gerçek bir afet anında insanları korumak yerine, risk oluşturuyor.

Antalya Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün toplanma alanı rakamlarına baktığınız da: Akseki 11, Aksu 33, Alanya 168, Demre 13, Döşemealtı 143, Elmalı 16, Finike 14, Gazipaşa 15, Gündoğmuş 3, İbradı 14, Kaş 8, Kemer 16, Kepez 203, Konyaaltı 86, Korkuteli 16, Kumluca 20, Manavgat 80, Muratpaşa 228, Serik 49 adet olduğu görülüyor.

Ancak mesele sayı değil; o alanların nerede olduğu, neye hizmet ettiği ve deprem anında gerçekten işe yarayıp yaramayacağı.

Şehir Plancıları Odası Antalya Şubesi eski Başkanı Funda Yörük’ün Antalya Gündem de çıkan haberin de konu tespiti bu yüzden hayati önem taşıyor:
Bu alanların büyük bölümü “yapmış olmak için yapılmış diyor” diyor. Funda Yörük.

Yol üstünde toplanma alanı olur mu?
Bina kolonunun dibinde güvenlik sağlanır mı?
Merdiven boşluğu, depremden kaçan insanların sığınacağı yer olabilir mi?

Antalya’da maalesef bunların hepsi “olmuş”

Daha vahimi şu: İnsanlar bu alanların çoğunun nerede olduğunu bilmiyor.

Neden? Tabelalar ya görünmez ya da saklanmış durumda.

Planlarda net gösterimler yok. Afet anında vatandaşın refleksiyle ulaşabileceği, “orası güvenli” diyebileceği bir sistem kurulmamış.

Kısacası: Toplanma alanını o an bulabilirseniz ne ala…

Bu tablo bize şunu ispatlamış oluyor.
Ortada afet yönetimi değil, bir afet illüzyonu var.

Depremden kaçıyorsunuz ama gittiğiniz yer de güvenli değil.

Çünkü o alan, bir masa başında, sahaya inilmeden, teknik analiz yapılmadan, sadece “listede olsun” diye belirlenmiş.

Sonra da zamanla ya park yapılmış, ya işletmeye verilmiş, ya da kaderine terk edilmiş.

Asıl sorun şu:
Yetkililer, deprem sonrası değil; deprem öncesi sorumludur.

Toplanma alanı, seçim broşürüne yazılacak bir madde değildir.

Gerçek bir afet anında insan hayatını doğrudan etkileyen bir unsurdur. “Yapılmış gibi” görünen her iş, deprem anında ağır bir bedel olarak geri döner.

Antalya’nın ihtiyacı daha fazla tabela değil;
doğru yerde, doğru büyüklükte, güvenli toplanma alanlarıdır.

Çünkü deprem geldiğinde, kimse tabelaya değil; hayatta kalabileceği bir alana ihtiyaç duyar.